07.10.2017

16. Filmekimi Günlükleri – 8

Housewife

Can Evrenol’un Baskın’dan sonra çektiği ve merakla beklenen filmi Filmekimi’nde Türkiye prömiyerini yaptı. İtalyan korku filmleri estetiğini anımsatan film, bu küçük özelliğinin dışında tamamıyla sınıfta kaldı. Kötü oyunculuklar, kötü senaryo, kötü geçişler ve kendi içinde dahi mantığı olmayan sahneler barındıran film Filmekimi’nin en büyük hayal kırıklığı oldu. Türkiye standartları düşünüldüğünde kaliteli ve farklı olan Baskın filminden sonra Housewife kesinlikle büyük bir geri adım olarak anılacaktır.

Onur KIRŞAVOĞLU

Can Evrenol, neyi niçin anlattığını anlamadığım seçimleriyle ne yazık ki büyük bir hayal kırıklığına imza atmış. Üzerine daha fazla kafa yorulsa belki iyi bir kısa film olabilecek yaklaşık yirmi dakikalık bir anlatım için seyirciyi bir saat doldurma hikaye ile yormak niye? İtalyan korku filmlerinin ve pek tabii ki ilk planda Dario Argento’nun izleri görülen filmde izler sadece iz olmaktan öteye geçmiyor. Filmin bütünlüğü, dramatik yapısı falan şöyle dursun oyunculuklar da korkunç. Ancak bu korkunçluk filmin ait olduğu türe bir saygı değil, saygısızlık.

Seçil TOPRAK

The Leisure Seeker

Son olarak Like Crazy filmiyle festivallere konuk olan ve oldukça büyük beğeni kazanan Paolo Virzi’nin filmi yine benzer bir konsept barındırıyor. Hastalıkla uğraşan yaşlı bir çiftin çıktıkları bir yolculukta geçen film, hem hüzünlendirmeyi hem de güldürmeyi başarıyor. Virzi, kendi tarzından şaşmadan ve tempoyu hiç bozmadan hikâyesini tamamlıyor. Sutherland ve Mirren’in oyunculukları her zamanki gibi başarılı ve aralarındaki kimya da yerinde. Film için iyi diyen de olacaktır kötü diyen de ama hissiyat olarak herkese dokunacağı bir gerçek.

Onur KIRŞAVOĞLU

Thelma

Yeni favorilerden ve çektiği filmler belirli bir bakışa sahip olan Joachim Trier bu kez Thelma ile karşımıza çıktı. Bir genç kızın ergenlik dönemindeki sanrıları üzerinden ilerleyen hikâye, doğaüstü bonus ve din eleştirisiyle zenginleşiyor. Trier bunu yaparken de hem güçlü bir atmosfer kuruyor hem de etkileyici manevralar ve kadrajlarla gücünü daha da artırıyor. Çok okumaya müsait olan Thelma, sinemasal bir hazzı da beraberinde getiriyor ve film, Filmekimi’nin iyilerinden biri olarak listelerdeki yerini alıyor.

Onur KIRŞAVOĞLU

Joachim Trier son yıllarda yaptığı filmlerle belli bir kitleyi peşinden sürüklemeye başladı. Son filmi Thelma da bu halkanın bir parçası gözüküyor. Genelde modern hayatın iç yakan unsurları üzerinden seyircinin yürük burkan anlar yaşatan yönetmen, yeni filminde doğaüstü bir büyüme hikayesine soyunmuş. Kabaca baktığımızda İskandinav usulü Carrie diye yorumlayabileceğimiz yapım, kullandığı estetik görsel dil ve kullanılan metaforların çarpıcılığıyla orijinal bir iş denilebilir. Eşcinselliğin bir tabu olarak görüldüğü noktalarda dinin yozlaştırıcı etkisi bu filmde de ön plana çıkartılıyor. Demlendikçe yükselmesi muhtemel bir film diyebiliriz.

Haktan Kaan İÇEL

Joachim Trier’in Oslo, 31. august filmini çok sevmeme rağmen bir önceki filmi Louder Than Bombs’un içine bir türlü girememiş, böylece Trier’e olan güvenimde kısmen de olsa bir sarsılma yaşamıştım. Açıkçası Thelma’nın gösterildiği festivallerde çok sevilmesi bile tedirginliğimi yok edememişti. Lakin Thelma, her anlamda o kadar başarılı ki bir anda hem Trier’e olan güvenim tazelendi hem de film Filmekimi’nde izlediğim en iyi üç arasına yerleşti. Dini hedefine alan ve bunu bir genç kızın büyüme hikâyesi ile dile getirmeyi tercih eden Trier, iki saatlik büyüleyici bir filme imza atmayı başarıyor.

Klişelerden uzak her bir anı özgünlük taşıyan, sinema tarifinin en etkili ve elbette yılın açık ara en iyi filmlerinden biri olmayı başarıyor Thelma. Başrolü sırtlayan oyuncu Eili Harboe’nin muhteşem performansı Trier’in ustalaşan gözü festivallerde hep yaşamak istediğimiz tatmin duygusunu yaratırken aynı zamanda birçok şey hakkında tekrar düşünmemize de neden oluyorlar. Ayrıca filmin doğaüstü olaylardan nemalandığını asla düşünmediğim gibi farklı çerçeveden bakan bir yorumla filmde aslında doğa üstülüğün olmadığı sonucuna da pek tabii varabiliriz diye düşünmekteyim.

Tuba BÜDÜŞ

Tehran Taboo

İran’ın haline baktıkça ağlamak geliyor içimizden ancak Tehran Taboo ele aldığı meselelere o kadar kör parmağım gözüne yaklaşıyor ki en derin meseleler parodi olmaktan öteye geçemiyor. Mahsun Kırmızıgül’ün izleyicisini mesaj bombardımanına tutup hikâyenin özünden uzaklaşan anlatım tercihlerinin bir animasyona dönüştüğünü düşünün, işte Tehran Taboo bu. Zaten animasyon olmasa çekmenin imkansız olacağı sahneleri ancak bu tekniğin içinde verebilen film, derleyip toparlayamadığı öyküsünün altında eziliyor. O kadar çok şeye parmak basmaya çalışıyor ki hiçbir şeye tam olarak eğilemiyor böylece de meselelere kafa yormayan ziyade “bakın İran’da bu var, bu da var…” demekten öteye gidemiyor.

Seçil TOPRAK

Kısıtlı imkanlarla mucizeler yaratan İran sineması bu filmde farklı sulara açılıyor. Animasyonun verdiği rahatlıkla İran içinde konuşulamayan cinsellik tabusunu üç kadının hikâyesi üzerinden anlatmaya koyuluyor. Özgürlüğün verdiği anlatımı savruk bir şekilde yer yer duygu sömürüsü, yer yer sınırlı konunun tıkandığı anlarla Tehran Taboo tekrarlarla veriyor. Kurgu bakımından akıcı bir iş çıkartılmış. Yine de filmdeki ağdalı anlatım izleyicileri sıkabilecek düzeyde duruyor. Farklı ülkelerden çıkan animasyon meraklılarının ya da İran’dan çıkan bu aykırı animasyonu merak edenlerin izlemesi uygundur.

Haktan Kaan İÇEL

Three Billboards Outside Ebbing, Missouri

Toronto’dan izleyici ödülüyle dönen yapım, acısının gücüyle bulunduğu bölgeye kafa tutan bir annenin mücadelesine odaklanırken, film keskin kara mizahıyla bir Coen filmini andırıyor. Birbirinden arıza karakterleriyle toplum eleştirisi yapmaktan kendi alamıyor. Genelde beyaz karakterleri kötü gösterirken, siyahi, eşcinsel, cüce karakterleri hep iyi bir şekilde çizen yapım, bu anlamda da farklı bir duruş sergiliyor. Komedi ve dramın ard arda yoğunlaşarak kendine has dalgalı bir tempo oluşturan Three Billboards, yılın en önemli senaryolarından birine sahip diyebiliriz. Sam Rockwell ve Francis McDormand’ın oyunculuk resitali verdiğini de eklememiz lazım.

Haktan Kaan İÇEL