18.02.2018

17. !f Bağımsız Filmler Festivali Günlükleri – 3

 

 

Most Beautiful Island

Ana Asensio’nun hem yazıp hem yönetip hem de oynadığı Most Beautiful Island, birçok kişinin kafasındaki New York’u çok farklı bir noktadan ele alıyor. Yer yer Eyes Wide Shut’ı akla getiren film, özellikle ikinci yarısından itibaren seyirciyi germeyi başarıyor. Üstelik bu gerilimin büyük bir kısmı sadece bilememenin ve beklemenin verdiği sıkıntı ile gerçekleşiyor. İspanya’dan geçmişinden kaçarak New York’ta ayakta kalmaya çalışan bir kadının içine düştüğü çaresizliği Asensio, etkileyici oyunculuğuyla oldukça iyi kotarıyor. Asensio’nun neredeyse tek başına sırtladığı Most Beautiful Island, üst sınıfı, büyük sloganları, boş vaatleri hedefine oturtuyor en çok da.

Tuba BÜDÜŞ

Göçmen bir kadının New York’ta tutunma çabalarından Eyes Wide Shut – Tzameti karışımı bir film yaratan Most Beautiful Island, gerilim dozajını öyle iyi ayarlıyor ki filmin bittiğini anlayamıyorsunuz. Hikâyesinde gösterişe gitmeyerek ne eksik ne fazla olmak üzere iyilik ve kötülük, iki yüzlülük, yaşam mücadelesi gibi temaları bir çırpıda aklınıza yerleştiriyor. Kesinlikle if’in güzel sürprizlerinden biri diyebiliriz.

Haktan Kaan İÇEL

İstanbul Yankıları

İstanbul Yankıları, kentsel dönüşüm canavarı nedeniyle yok olan İstanbul’un değerlerine son bakış atan bir belgesel. Giulia  Frati’nin Avrupa Kültür Başkenti olan İstanbul’a gelerek Sulukule, Tarlabaşı gibi kentsel dönüşüme uğramakta olan semtlerde yaptığı gözlem çok çarpıcı. 2010 yılında başlayan çekimler sonucunda yaklaşık sekiz yıllık bir süreci gözler önüne seren film, midyeci, yorgancı, simitçi, perdeci, hallaç gibi seyyar dolaşarak mesleklerini icra eden birbirinden renkli anlatıcıyla  ile bizi baş başa bırakıyor. Onlarla yıkılmakta olan sokaklarda dolaşıyor, evlerine konuk oluyoruz. Frati, sadece seyyar satıcıları değil zabıtaları da dinleterek aradaki çelişkiyi de görmemizi sağlıyor. Asla varlığını hissettirmeyen Frati, seyirciyi etkilemekten de özellikle kaçınıyor. Mükemmel bir kurgu ve ses kurulumu ile İstanbul Yankıları, İstanbul’a yakılan iç sızlatıcı bir ağıt.

Tuba BÜDÜŞ

Primas

Primas bir genç kızın büyüme hikâyesini izleyeceğimiz kurmaca bir film olarak başlıyor. Hatta ailesiyle sorun yaşayan bir ergen var karşımızda diye tahmin ediyoruz ilk sahnelerde. Fakat film yavaş yavaş gerçeğin çarpıcılığı ve ağırlığıyla bizleri karşı karşıya getiriyor. Hem diyaloglar sayesinde duyduklarımız hem de vücutlarda meydana gelen deformansyonları görmemiz ile filmin bir belgesel, uzun uzun diyaloglarını dinlediğimiz iki genç kızın da büyük badireler atlatmış gerçek kişiler olduğunu anlıyoruz. Yüzlerine, tenlerine, acılarına, göz yaşlarına oldukça yaklaşan kamera ile adeta çıkışsız kalınan bir seyir Primas. Adım adım daha da ayrıntılı öğrendiğimiz gerçeklerin ağırlığını hazmetmek ve direnç gösterebilmek bir süre sonra mümkün olmuyor. Anlatıcıların direk biz seyircilere ya da yönetmene değil de birbirlerini iyileştirmek için benzer badireler atlatmış kadınların birbirlerine anlatması ise oldukça etkili bir tercih oluyor.

Tuba BÜDÜŞ

 

Revenge

Tam bir geceyarısı çılgınlığı olarak adlandırabileceğimiz Revenge, görsel estetiğinden ödün vermeyen hikâyesindeki mantık hatalarını bir avantaj gibi kullanmaya çalışan tam anlamıyla bir istismar filmi diyebiliriz. Bir kadının erkeklere karşı başkaldırısı da diyebileceğimiz Revenge, kanlı sahneleri ve stilize kadrajlarıyla bir yandan rahatsız edici olmayı başarırken, bir yandan da suçlu bir zevkin içinde olduğunuzu hissettiriyor. Uç noktalara çıkan kimi sahnelerin yapaylığı ise filmin en büyük falsosu olarak özetlenebilir.

Haktan Kaan İÇEL

Princess Cyd

Gökkuşağı bölümünde olmasına rağmen içerik itibariyle LBGTi damarlarını pek de öne çıkaran bir yapım sayılmaz. Bir teyze ve yeğenin kuşak çatışmasını naif ve kelimelerini özenle seçerek sunan yapım, akıcı diyalogları ve gücünün edebiyattan alan kimi sahneleriyle bir kızın cinselliği keşfedişini dolaylı yoldan anlatmayı tercih etmiş. Filmi bir nevi iki dilimini yemek istemeyeceğiniz lezzetli bir kek olarak yorumlayabiliriz.

Haktan Kaan İÇEL

Ava

Bir genç kızın sosyal çevrede popülerlik kazanmak isterken ahlak ve toplumsal baskı arasında sıkışmasını başarılı bir şekilde anlatan yapım, bir anlamda İran’ın Lady Bird’e cevabı diyebiliriz. Anne – kız çatışmasını ve aileye başkaldırma gibi konuları eli yüzü düzgün bir şekilde toparlayan film, farklı kültürlerdeki değer yargılarının nasıl çalıştığını göstermesi açısından önemli bir film diyebiliriz.

Haktan Kaan İÇEL

Laissez bronzer les cadavres

Kendilerine has stilize sinemalarıyla belli bir hayran kitlesine ulaşan Helene Cattet ve Bruno Forzani ikilisi karşımıza bu sefer western öğeleri olan bir aksiyon – suç filmiyle geliyorlar. Metaforlarla süslü sinemalarında, yine bolca yakın plan ve kesme bulmak mümkün görünüyor. İleride kültleşmesi olası filmlerden biri olan Bırakın Cesetler Bronzlaşsın, bir anlamda ikilinin bir çeşit Free Fire’ı… Cinsellik ve şiddetin bir an bile eksik olmadığı yapımda kusursuz bir görüntü yönetimi vaat ediliyor.

Haktan Kaan İÇEL