06.02.2018

17. !f İstanbul’da Bu Filmleri Kaçırmayın

2002’den bu yana 80.000 kişilik izleyici kitlesiyle kültür sanat hayatına yeni bir soluk getiren, dünyanın her yanından farklı bakışları sinemaseverlerle buluşturan ve düzenlediği partiler, atölyeler ve çeşitli etkinliklerle programını zenginleştiren !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, bu yıl 17. kez sinemaseverleri salonlarda buluşturmaya hazırlanıyor. Her yıl bünyesine kattığı yeni bölümlerle daha da büyüyen, büyüdükçe de estirdiği rüzgârı daha da çok hissettiren !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nde bu yıl da birçok merak uyandırıcı film seyircisiyle buluşacak elbette. Festivalin sizler için seçtiği onlarca film içerisinden seçim yapmakta zorlananlar için Pera Sinema yazarları olarak kaçırılmaması gerektiğini düşündüğümüz filmleri sizlerle paylaştık. Dilerseniz biletlerinizi almadan önce hangi filmleri kaçırmamanız gerektiğini sebepleriyle gözden geçirebilirsiniz.

Berna KULELİ

Etgar Keret: Based On A True Story

Edebiyatseverlerin Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü, Buzdolabının Üzerindeki Kız gibi kitapları ile tanıdığı ironik dili ile hikâyelerinde yalın ama etkileyici bir anlatım tarzını seçen Etgar Kenet bu yıl kendisi hakkında yapılmış bir belgesel ile !f İstanbul programında sinema ve edebiyatseverleri salonlara çağırıyor.

Kısa hikâyelerinde hayalle gerçek arasında etkileyici oyunlar oynayan ünlü yazar Etgar Keret‘in hayat hikâyesi de modern bir masal gibidir. Film  festival kataloğunda “çok sevilen İsrailli yazar Etgar Keret’in tarzına yakışır, hayatı, ilham aldıkları ve hikâye anlatmanın büyüsüne dair komik, yaratıcı ve büyülü bir belgesel” olarak tanımlanmış. Belgeselde yakınları en sevdikleri Keret hikâyesini paylaşıyorlar. Belgeselin yönetmeni Stephane Kaasyazarı Tel Aviv’den New York kitap fuarına kadar farklı mekânlarda izlerken onun hikâyelerinin geri planında neler olduğunu öğreniyoruz.  Keret’in gerçekleri nasıl kurguya dönüştürdüğünü, hikâyelerini hangi yollardan geçerek yarattığını yazarın kendisinden ve yakınlarından öğreniyoruz. Bunları dinlerken araya giren animasyonlar ise adeta Keret’in kitaplarını okurken çalışan hayal gücümüzün perdeye yansıması oluyor. Belgeseli sanki bir Keret hikâyesi okur gibi izleyeceksiniz. Filmin tanıtımında sinemadan hoplaya zıplaya çıkacaksınız denmiş, belki de en yakın kafeye gidip bir Türk kahvesi söyleyip, etrafınıza şöyle bir göz atıp kafedeki bir çocuk üzerine yazmaya başlayacaksınız. Biraz da belgeselin yönetmenini tanıyalım. 1984 yılında Amsterdam’da doğan Stephane Kaas, Rietveld Akademisi ve Hollanda Film Akademisi’nde eğitim aldı. Birçok film festivalinde, internette ve televizyon kanallarında gösterimi yapılan çok sayıda kısa belgesel, kurgu ve satirik filmin yönetmenliğini üstlendi. 2017 yılında çekilen Etgar Keret: Gerçek Bir Hikâyeden Uyarlanmıştır onun ilk uzun metrajlı belgeseli.

Dreaming Murakami

Koşmasaydım Yazamazdım, Sahilde Kafka, Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında, İmkansızın Şarkısı, Yaban Koyununun İzinde gibi kitapları ile Türkiyeli okuyucular tarafından da oldukça sevilen Japon yazar Haruki Murakami’yi ana diline çevirmek onu severek okuyan bir çevirmeni hangi duygulara iter? Murakami’yi  Düşlemek filmi belgeselin klasik anlatım sınırlarının dışına çıkarak yazar Murakami’yi çevirmen Mette Holm’un hayal dünyasından izleyici ile buluşturuyor.

Bir edebiyat eserinin çevrilmesi ile farklı diller, ülkeler, kıtalardan kendimizden farklı karakterleri tanırız. Bazen uzak ülkelerdeki yaşamlarla ne kadar ortak yanlarımız olduğunu görürüz. Edebi çeviri sanatı bir prizma gibidir. Bu prizmanın içinden bizden uzaktaki insanların hikâyelerine yansıyan kendimizi görürüz. Murakami’yi Düşlemek filminin genç yönetmeni Nitesh Anjaan, Haruki Murakami’nin birçok  kitabını okuduktan sonra kitapların çevirmeni Mette Holm ile tanışıyor ve onun çevirileri nasıl yaptığı ile ilgili gerçekleri öğreniyor. Bundan sonra okuduğu bütün Murakami çevirileri ile ilgili kafasında yeni kapılar açılıyor. Yönetmeni bu filmi yapmaya iten çevirmenlerin iki gerçeklik; yazarın hayal dünyası ile çevirmenin günlük yaşam gerçekliği arasında olma durumu.

Murakami’yi Düşlemek, Murakami’yi Japoncadan Dancaya çeviren Mette Holm özelinde adeta çevirmenlere bir teşekkür filmi. Çünkü onlar bize gözümüzün önündekinden fazlasını göstermekle kalmıyorlar, bizler onların işleri sayesinde kıtalar ve diller arasında ortaklıklar olduğunu görüyoruz. Filmde çevirmen Mette Holm’un Danimarkalı okuyuculara Murakami’yi en iyi şekilde çevirmeye çalışırken kendi dünyasında hayal ve gerçeğin arasındaki sınırın nasıl bulanıklaşmaya başladığını hayali kahramanları eşliğinde izliyoruz. Rüzgârın Şarkısını Dinle kitabını Dancaya çevirmeye başladığı ilk günlerde Tokyo Metrosu’nda yürürken iki metre boyunda dev bir kurbağa onu takip etmeye başlar. Bu dev kurbağa, derin uykusundan uyanıp dünyayı nefretiyle yok etmeye çalışan dev Solucan’la kavgasına çevirmeni de dâhil etmek ister.