29.05.2016

20.000 Days On Earth: Bir Nick Cave Hikayesi

Tolga DEMİR

İstanbul Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma kategorisinde yer alan, daha önce yazdığı filmleri izlediğimiz yazar, müzisyen ve senarist Nick Cave’in dünyadaki 20.000 gününü anlatan “20.000 Days On Earth”. Iain Forsyth ve Jane Pollard’ın beraber yönettiği, Nick Cave’i günün ilk ışıklarından, son saatlerine kadar takip eden Dünyada 20.000 Gün, gerçek bir hayran filmi. Ayrıca film, festivali güzel kapatarak Uluslararası FIBRESCI Ödülü’nü de kazandı.

Nick Cave’i daha önce hep müzisyen kimliğiyle yaptığı albümlerle, aynı zamanda yazar kimliğiyle yazdığı filmler ve kitaplarla tanıyoruz. Bu sefer onu Nick Cave olarak tanıma fırsatını bulduk. Bir oğul, bir genç, bir aşık, bir eş ve bir baba olarak. Çoğunlukla kendi ağzından anlattığı hayatına nispeten şahitlik etmemize olanak sağlayan bu film, biraz belgesel tanında ilerliyor. Nick Cave’i takip ettiğimiz film, bir gün temasında olsa da, gittiği mekanlarda ve konuştuğu insanlarla geçmişinden kesitleri dinleyip anılarına ortak olduğumuz bir deneyim sunuyor. Birkaç mekanda geçen film ilk olarak bir psikolog seansına götürüyor bizi. Hayatının ilk yıllarını ve ailesi ile ilgili anılarını savunmasız bir şekilde anlatıyor Nick Cave. Ardından kendi grubu Bad Seeds’in ikinci beyni olan ve vazgeçilmez elemanı Warren Ellis’in evine konuk oluyoruz. Son olarak ise Arşiv’e giderek fotoğraflar ve el yazması notlarının eşliğinde Nick Cave’i dinlemeye devam ediyoruz.

Filmi bir günün rutin havasına oturtan yönetmenlerimiz, bu akışı bozmadan Cave’in eski arkadaşlarını ve ortaklarını da filme yerleştirmeyi başarmışlar. Yukarıda bahsettiğim her bir durak arasında arabasıyla yol alırken Cave’in eski dostlarından biriyle sohbetine tanık oluyoruz. Şahsen benim çok hoşuma giden bu fikir araç içi çekimlerin yaratıcılığı ile daha da ön plana çıkıyor. Bu sohbetler daha çok uzun zamandır görüşmeyen iki dostun dertleşmesi havasında geçtiğinden oldukça doğal diyaloglardan oluşuyor. Bu yolculuklar sırasında Nick Cave, tıpkı bir şizofren gibi arabada birden beliren bu insanlarla konuşmaya başlıyor. Aracın içinde belirip, kaybolan bu isimler Ray Winston, Kylie Minogue, Kirk Lake ve Mick Harvey. Filmin özelleştiği anlar da tam olarak bu sohbetler sırasında yaşanıyor.

Günlük rutine ara vererek son albümü Push The Sky Away’in kayıt dönemine atlayıp bir şarkı arası veriyoruz. Albüm kayıtları nasıl geçiyor, ekip olarak nasıl çalışıyorlar; bunları izliyoruz. Bununla birlikte bazı konserlerden kayıtlar da mevcut filmde. Hatıraları ve yorumlarıyla daha da ilgi çekici hale gelen bu kayıtlar filmin içinde geçiş olarak kullanılmış.

Senaryoyu yazan isimlerin başında elbette hikayeyi yaşayan ve anlatan Nick Cave geliyor. Buna dayanarak böyle bir filmin dayanak noktası olarak da kurgusu ön plana çıkıyor. Çoğunlukla kronolojik olarak ilerleyen kurgu, bazen kıvrak hamleler de yaparak, oldukça anlaşılır ilerliyor. Bunu yaratıcı denebilecek kamera açıları ve görüntü yönetimiyle bir araya getirince ödüllü bir film çıkıyor karşımıza.