29.01.2019

2019’un Merakla Beklediğimiz Filmleri

Ertan Tunç

Joker

“Joker”, Joaquin Phoenix’in son yıllarda inşa ettiği son derece seçici ve sağlam filmografisinin son halkası olacak. Kendi kuşaklarının en iyi aktörleri arasında kabul edilen Phoenix ile Robert De Niro’yu bir araya getirmesi zaten başlı başına bir merak konusu ama senaryoyu, The Fighter (Dövüşçü, 2010) ile En İyi Orijinal Senaryo dalında adaylık alan Scott Silver yazdığı için merakım katlandı. Tek korkum, Todd Phillips’in Joker’in öyküsünün karanlık kısmına değil de komik ve eğlenceli tarafına odaklanması.

Going Places

En sevdiğim filmlerden biri olan kült klasik “The Big Lebowski”nin (Büyük Lebowski) spin-off’u “Going Places”ın yönetmen koltuğunda Jesus Quintana karakterine hayat veren John Turturro var. Turturro, Coen Kardeşler’in filmindeki bovling ustası bu sıra dışı karakteri büyük ölçüde kendi şekillendirmişti. Coen’ler de bağımsız film yapması fikrine sıcak bakmışlar. İlk filmin yıldızlarının yeniden arzıendam eyleme ihtimalini bile sevdim.

The Woman in The Window

Her filminde yeni denemelere girişme cesareti gösteren Joe Wright, şahsi kanaatimce İngiliz Sineması’nın en önemli yönetmenlerinden biri. Wright, “Darkest Hour”dan (En Karanlık Saat, 2017) sonra bir kez daha Gary Oldman’la güçlerini birleştiriyor. A. J. Finn’in çok-satan romanından uyarlanacak filmde Oldman’a Amy Adams ve Julianne Moore eşlik edecek. Daha ne olsun?

Bonus: Bergman Island

Ingmar Bergman’ın otobiyografik nitelikli kitapları ile röportajlarını okursanız inzivaya çekildiği yerlerin sanatı ve üretkenliği üzerindeki büyük etkisini hemen fark edersiniz, filmlerini seyredip biyografilerini okuduğunuz zaman da özel hayatı ile filmleri arasındaki derin ilişkiyi. Mia Hansen-Løve bu fikirden yola çıkarak gerçek ve kurmaca arasındaki farkın yitirildiği bir ada filmiyle karşımıza çıkacak. Mia Hansen-Løve’dan benzer bir konuyu işleyen “Adaptation.” (Tersyüz, 2002) gibi güçlü bir film bekliyorum. İnşallah bizi yanıltmaz.

Gökşen Aydemir

Bu sene çok fazla filmi merak ediyorum. İçlerinde en çok merak ettiklerim ise:

The Dead Don’t Die

Jim Jarmush zaten benim yönetmenim dediğim isimlerden. Jarmush’un melez bir vampir filmi olan Only Lovers Left Alive ‘dan sonra zombi filmi oldukça merak uyandırdı. Adam Driver, Tilda Swinton ve Danny Glover gibi efsane oyuncular görsel zevkimizi şenlendirecek diye düşünüyorum.

Sorry We Missed You

Ken Loach bence modern zamanların vicdanı. Ben Daniel Blake’den sonra iki yıl sinemaya ara veren Loach, sosyal devletin çöktüğü, krizler ve geçim sıkıntısı içerisinde sürekli tüket diye baskılanan insanların hayatta kalma hikâyesini önümüze sunuyor. Onun gibi kaç tane cesur yönetmen kaldı ki.

Ema

Son yıllarda en çok beğendiğim ve takip ettiğim yönetmenlerden biri olan Larrain’i politik duyarlılığı olan stilize filmleriyle tanıdık. Ema’da ise Larrian ters köşe yapıyor. Gael Garcia Bernal’ın bir dans koreografını canlandırdığı yapım, bir çiftin evlat edindikten sonra yaşadıkları sıkıntıları anlatıyor. Larrian bu bireysel hikâyeyi kendince nasıl yorumlamış oldukça merak ediyorum.