12.05.2018

21. Yüzyılda Öne Çıkan 10 Yunan Filmi

Busem Soydeğer

2000’lerin başında Yunanistan'ın yüzü peş peşe gelen olaylara gülüyordu. Ülke Avrupa Birliği’ne katıldı, 2004’te Atina, Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yaptı ve yine 2004’te Yunanistan futbol takımı Avrupa Şampiyonası’nda kupayı kazanan takım oldu. Ancak 2008’e gelindiğinde her şey tepe taklak olmaya başladı. 2008’deki ekonomik kriz Yunanistan’ı resmen felce uğrattı ve etkileri hala sürüyor.

Tüm zorluklara rağmen, Giorgos Lanthimos ve Athina Rachel Tsangari gibi sinemacılar ülke sınırlarını da aşıp daha geniş kitlelere ulaşacak ve Yunan sinemasına yeni bir kişilik kazandıracak filmler çekti. “Greek Weird Wave” ya da “Greek Weird Cinema” olarak adlandırılan bu akımın filmlerini tek bir isim altında toplamak biraz haksızlık çünkü ne kadar benzer yönleri varsa da bir o kadar da birbirlerinden farklı/özgün filmler sinema dünyasına bahşedildi.

Bu derlemede de hem Greek Weird Wave'in filmlerine hem de 2000 ve sonrasında çekilmiş öne çıkan Yunan yapımlarına rastlayacaksınız.

Dogtooth (2009)

Giorgos Lanthimos’un en iyi filmi olarak gösterilen ve “Greek Weird Wave”’i başlatan Dogtooth’da, nerede olduğunu bilmediğimiz, hayattan ve dışarıdaki insanlardan izole edilmiş bir evde yaşayan anne, baba ve 3 çocuğu izliyoruz. Anne ve baba çocuklarını dış dünyadan kopararak yetiştirmek için kendilerince korkunç bir sistem kurmuşlar ve dilde de kendilerine özgü oynamalar yapmışlardır. Örneğin çocuklar, havadaki uçakları oyuncak, bahçedeki sarı çiçeklerin isminin de “zombi” olduğunu sanmaktadır. Aileyi dışarıdan ziyaret eden tek kişi de babanın çalıştığı şirkette güvenlik görevlisi olan ve evdeki oğlanın cinsel ihtiyaçlarını karşılamak için gelen Christina’dır. Yunan sinemasının yeniden şaha kalkmasını sağlayan Dogtooth, Oscar'da yabancı dildeki film adaylarından biri olmuş ve yarıştığı yıl Cannes'da da Belirli Bir Bakış ödülünü kucaklamıştı.

Alps (2011)

Lanthimos’un Dogtooth'dan sonraki filmi Alps’de bir hemşire, bir sağlıkçı, bir jimnastikçi ve onun koçu bir araya gelir ve yakınlarını kaybeden insanların yas sürecini hafifletmek için ölen kişinin yerine geçtikleri bir takım kurar. Kendilerine Alps diyen bu insanların lideri de Mont Blanc’dır. Takımdakilerin uyması gereken sıkı kurallar vardır ve bunları Mont Blanc belirler. Hemşire bu kurallardan sapmaya başladığında da çember bozulur ve her şey giderek kötüleşir. Alps, Dogtooth kadar ilgi görmese de, Greek Weird Wave klasiklerinden biridir.

A Touch of Spice (2003)

1964’te sınır dışı edilen İstanbul’lu Rumlardan olan yönetmen Tassos Boulmetis’in filminde,  Fanis Iakovidis, 40’lı yaşlarda çekici bir astrofizik profesörü ve muhteşem bir aşçıdır. Uzun zamandır görmediği büyükbabasının İstanbul’dan Atina’ya yapacağı ziyaret, Fanis’nin doğduğu İstanbul’daki mutlu çocukluk anılarını sık sık düşünmesine sebep olur. Planlar değişir, ve Fanis yıllar sonra İstanbul’a dönmeye karar verir.

Miss Violence (2013)

Filmin açılışında mutlu bir Yunan ailesinin 11. yaşına basan kızlarının doğum günü kutlamasını görürüz. Küçük kız aniden balkona yönelir, demirlere çıkar, kameraya bakıp gülümser ve hiç tereddüt etmeden aşağı atlar. Almanya’da yaşanan korkunç bir olaydan esinlenen filmde, dışarıdan her şey normal görünse de, evin içinde yaşanan şok edici olayları ve küçük kızın intiharının arkasında yatan sebebi yavaş yavaş öğreniyoruz.

Strella (2009)

Giorgos, hayatının 15 yılını işlediği bir cinayet yüzünden hapishanede geçirmiştir. 48 yaşında nihayet özgürlüğüne kavuştuğunda, kaldığı varoş Atina otelinde Strella adında genç bir transla tanışır. Giorgos ve Strella arasındaki giderek ilerleyen ilişkiler, Giorgos’nun eski evini satmak için döndüğü köyünde öğrendiği bir gerçekle çıkmaza girer. Strella’daki oyuncuların çoğu amatör, ancak en büyük ilgiyi muhteşem oyunuyla Strella rolündeki Mina Orfanou çekiyor.

Attenberg (2010)

Lanthimos’un yapımcısı olarak tanıdığımız Athina Rachel Tsangari’nin filmi Attenberg’de, içine kapanık, erkeklerle herhangi bir deneyimi olmayan ve ilişki kurduğu insanların babası Spyros ve onun tam tersi özelliklere sahip arkadaşı Bella ile sınırlı olduğu, 23 yaşındaki Maria’yı izliyoruz. Maria’nın babası kanserden ölmek üzeredir ve bu esnada Maria, çalıştığı fabrikaya gelen bir mühendisle yavaş yavaş cinselliğini de keşfetmeye başlar.

Xenia (2014)

Xenia’da, annelerinin ölümünden sonra Yunanistan’da yollara düşen Dany ve Odysseas kardeşleri izliyoruz. 16 yaşındaki Dany, gay ve birtakım psikolojik sorunları olan kendi dünyasında yaşayan bir çocukken, abisi Odysseas şarkı söylemedeki yeteneğini göstersin diye kendilerini Selanik’te bulurlar. Ancak asıl amaç, Dany’nin Selanik’te yaşadığını düşündüğü ve onları yıllar önce terk eden babalarını bulmaktır.

One Day in August (2001)

Atina’da aynı apartmanda oturan üç farklı ailenin hayatını izliyoruz: Hasta kızları için bir mucize bekleyen Fanis & Morfoula, çocuk sahibi olma konusunda çok farklı düşünen Katia & Kostas ve diğer çift Michalis & Sandra. Üç çift de, gündelik hayatın boğuculuğundan ve sorunlarından uzaklaşmak için Atina’dan kaçıyor. Evler tamamen boşken, kalacak bir yer arayan hırsız Giannis’le birlikte, 3 ailenin hiç konuşulmamış tutkularını ve sırlarını keşfediyoruz.

Matchbox (2002)

Dimitris orta yaşlı ve Atina’da ailesiyle birlikte yaşayan bir aile babasıdır. Filmde hayatlarının her gün nasıl bir savaş alanına döndüğünü görüyoruz. Doğru dürüst kışkırtma veya neden olmadan evdeki herkes birbirlerine karşı psikolojik ve fiziksel atağa geçiyor. Peki bu her gün tekrarlanan kargaşa kimin suçu? Sorumluluğu altında olan aileyi böylesine işlevsizleştiren baba mıdır? Herkes dört duvar içinde korunaklı olduğunu düşünüyor. Ancak bu koruma oldukça yapaydır ve zamanı gelince maskeler atılır ve büyük bir itiraf, felaketin başlangıcı olur.