09.03.2021

27. İFSAK Kısa Film Festivali’nden Kısa Kısa – 1

Devam etmekte olan 27. İFSAK Kısa Film Festivali kapsamında gösterilen filmlere değineceğimiz yazımızın ilk bölümünde “belgeseller” yer alıyor.

Festival kapsamında gösterilen belgesellerden öne çıkan isimlere şöyle bir bakalım.

Filmlerin çevrim içi gösterimleri 14 Mart’a kadar kisafilm.ifsak.org.tr adresinde devam edecek.

BELGESELLER

Donuk Bakışlar

Yönetmen: Rıdvan Karaman

Tayfun ve Taykan kardeşlerinki müzik ile anlam kazanan bir hayat. Kırklı yaşlarını sürmekte olan ve özel bir bakımevinde yaklaşık üç senedir birlikte kalan ikizler hakkındaki dokunaklı ve sevecen belgesel Donuk Bakışlar, adını Tayfun ve Taykan … kardeşlerin müzik grubundan alıyor. Etraftan tamamen soyutlanarak kendilerine yeni bir dünya yaratan ikizlerin hayatındaki dönüm noktalarında hayatta baş edilmesi zor trajediler yer alıyor. Onların da bu hayata bir anlam vermesi, bu hayattan soyutlanmaları zaman içinde alaşılır bir kaçış haline geliyor.

Belgeseli izleyenlerin unutamayacağı anlardan biri de “Ben on yedi yaşında kalmak isterdim” diyen Tayfun’un ardından Taykan’ın da “Ben de on dokuz…” diye eklemesi. O gamsız yıllara dönüş, orada konaklama ve geçmişi de geleceği de silme anlamına da geliyor bu cümleler.

Rıdvan Karaman’ın yönettiği, yaklaşık yirmi beş dakika süren bu belgesele bir şans verin.

Fragman:

Kördüğüm

Yönetmen: Selim Uyar

Hayvanseverlerin sesini yükselttiği durumlardan biri Büyükada’daki faytonlar ve elbette faytonlara bağlı atlar. İşte Kördüğüm belgeseli yer yer cep telefonuyla yakaladığı sarsıntılı görüntülerle izleyeni de sarsıyor. Açılışta gösterdiği başıboş atların bir yandan özgürce dolaşması insanın içini biraz olsun umutla doldururken dakikalar ilerledikçe aslında gerçeğin hiç de böyle olmadığını anlıyorsunuz.

Adanın yerlileriyle yapılan röportajlardan öğrendiğimiz kadarıyla zaman içerisinde fayton kullananların kimlikleri değişiyor. Önceleri ada sakinleri fayton kullanırken hatta fayton sayıları azken zaman içerisinde bu bir iş sahası haline dönüyor ve dışarıdan gelenlerle bu iş yürütülmeye başlanıyor.

Normalde on beş on altı sene yaşayan atların fayton işçiliği sonucunda ömürlerinin iki yıla kadar düşmesi, yaralı atların sırf yaraları görünmesin diye boyanmaları belgeseli izlerken gerçekten de dayanılması güç gerçekler olarak karşımıza çıkıyor. Bunun yanında faytoncuların da hayat şartlarının çok kötü olduğunu görüyoruz. Adanın bir yerinde konumlandırılmış çadır kentlerde yaşamlarını sürdürmeye çalışanlar var. “Peki” diyoruz “günün sonunda bu faytonculuk işi kime yarıyor?” Sorunun cevabını net veremesek de atlara yaramadığı kesinlikle ortada çünkü insanların seçme şansları var ama onların maalesef ki yok.

Bu da mı Gol Değil?!.

Yönetmenler: Feyzi Baran & Kamil Kahraman

Sadri Alışık’ın o ünlü repliğini kedine isim yapan bu otuz dakikalık belgesel, futbol aşkına adanmış bir ömrü anlatıyor. O, Diyarbakır’dan Azize Ay, o bir futbol âşığı…

Azize için belgeselde röportaj veren insanların ağzından dökülen sıfatlar, “cesur, azimli, kararlı…” şeklinde sıralanıyor. Gerçekten müthiş bir azim öyküsü onunkisi. Kırk sekiz yaşında gerçek bir takımla ilk kez idmana, kırk dokuz yaşıda da ilk maçına çıkan bir kadın o.

Kendi dış sesiyle bize kendini anlatan Azize’nin beş çocuğun ortancası olduğunu öğreniyoruz ilk önce ve kardeşlerini okula götürürken, okulda karşılaştığı futboldan bir kez daha uzaklaşamamasına tanık oluyoruz. Yaşamının her evresinde futbol olan ve belgesel çekildiği zamanlarda da antrenör olmaya çalıştığını öğrendiğimiz Azize’nin hikâyesi size azmetmenin, başarmanın ve cesaretin önemini bir kez daha vurgulayacak.

* Görsel belgeselden alınmamıştır.

Meryem Ana

Yönetmen: Hasan Ete

Eşinin vefatından sonra dağdan topladığı bitkilerle geçimini sağlayan ve altı oğlu, beş kızı bulunan emekçi bir kadın Meryem Ana. Onun emeği doğaya, karşılığı da doğadan… “Çok çile çektim, çok kahır çektim” dediği kendi sesinden bir gününü görüyoruz Meryem Ana’nın.

Günün erken saatlerinde başladığı toplayıcılık görevini akşam kızının yanında içtiği çayla tamamlayan bir ömür onunkisi. Kendisini yalnız bırakmamak için evlenmeyen tek kızı ile birlikte yaşamına devam eden bu mücadeleci kadının yaşamına, yaklaşık on dakikalık anlatımıyla kısa ve net sözler söyleyen bu belgesel ile tanık olmanızı dileriz.

Şükrü’yü Sevmek

Yönetmen: Volkan Taşkın

Yer yer hüzün, yer yer yüzde bir tebessüm ile izliyorsunuz Şükrü’yü Sevmek belgeselini. Hani Attila İlhan’ın o meşhur şiirlerinden birinde der ya şair, “böyle bir sevmek görülmemiştir” diye… İşte bu da bir sevda öyküsü. Çok küçük yaşlarda başlayan, Hamide ve Şükrü’nün sevda öyküsü…

Yönetmen Volkan Taşkın’ın öyküleştirdiği ve anlattığı bu aşk hikâyesinin anlatıcısı Eşi Şükrü’ye duyduğu özlemi her sabah avluya çıkıp, sağ tarafta bulunan köy mezarlığına bakarak gösteren doksan üç yaşındaki Hamide Taşkın.

Pembe Kimlik

Yönetmen: Tolunay Tekmek

Kendini bir yere, bir zamana, bir cinsiyete ait hissetmek veya hissedememek… Pembe Kimlik, izleyene ait olduğu gibi görünen ama içinde bulduğu bedene ait hissetmeyen kişilerin öyküsünü anlatıyor. Şanlıurfa’nın Siverek İlçesinde yer alan Çıkrık köyüne götürüyor bizi film ve orada altmış yıldır devam eden, doğuştan cinsel gelişim bozukluğu olan kişilerin zorlu yaşam öyküsü çıkıyor karşımıza. Kendini ait hissetmedikleri “pembe kimlik”le hayatlarına devam etmek (!) zorunda kalan, doğuştan çift cinsiyetli olan bireylerle tanışıyoruz bu değerli kısa belgesel ile.

Bu bölgede sık sık rastlanan bir şekilde erkekler cinsel organlarının içe kapalı olarak doğduklarından  nüfusa kız çocuğu olarak kaydedilmeleri sonucu sahip oldukları pembe kimlikle savaşımları, kendi cinsiyet savaşımları ve acılarla örülü hayatlar… Erkek gibi yaşayan ama hiçbir resmi mercide “erkek” olarak kabul görmeyen bireyler… Ve belgeselde duyduğumuz şu cümleler: “Bütün gün tarlada çalışıyorsun, çobanlık yapıyorsun, bir şekilde geçiyor günler ama gece… Gece yatağa girince aklına düşen o ‘ben eksiğim’ düşüncesi…” Seslerini duyurmak isteyen bu insanların umuyoruz ki dertlerine en kısa sürede resmi makamlarca da cevap bulunur.

Fragman: