22.04.2017

28. AUFF Günlükleri

Hunt for the Wilderpeople

What We Do in the Shadows ile 2014’ün en iyi komedi filmlerinden birine imza atan, bu yaz izleyeceğimiz Thor: Ragnarok filminin yönetmenliğine getirilerek basamakları kısa sürede çıkan Taika Waititi’nin bağımsız filmi Hunt for the Wilderpeople, büyükler ile küçüklerin yol arkadaşlığını konu edinen filmler içinde güzel bir yer ediniyor. Yanına yerleştiği yaşlı çiftten bunalıp doğaya kaçan Ricky Baker ve Ricky’nin kaçtığını fark edince peşine düşen Hector’un hikayesi eşsiz doğa görüntüleriyle birleşerek başarılı bir feel-good filmin ortaya çıkmasını sağlıyor.

Lines

Yunanistan’ın çökmesine sebep olan ekonomik krizi yedi farklı yaşam üzerinden anlatan Lines, bu karakterleri bir çağrı destek merkezi altında buluşturarak konu bütünlüğünü de sağlıyor. Aslında 7 farklı kısa filmden oluşan Lines’ın her bölümünün aynı doygunlukta ya da çarpıcılıkta olduğunu söylemek doğru olmaz ancak bölümlerin süresinin kısalığı ve başarısız bölümlerin dahi ana hikayeye katkısı önemli.

Gimme Danger

Öncelikle şunu belirtmek lazım. Gimme Danger’a bir Jarmusch hayranı yerine The Stooges ya da Iggy Pop hayranı olarak girerseniz filmden alacağınız zevk daha fazla. Çoğunlukla Iggy Pop üzerinden Rock efsanesi The Stooges’ın ortaya çıkışını, yükselişini, yok oluşunu ve küllerinden doğuşunu kronolojik bir anlatımla aktaran belgeselde Jarmusch devreye filmin kurgusuna eklediği anlam bütünlüğüne katkı yapan eski filmlerden sahnelerle giriyor.

On Body and Soul

Ildikó Enyedi’nin Berlin’den Altın Ayı ile dönen filmi On Body and Soul, son yıllarda pek de karşımıza çıkmayan tarzda bir aşk filmi. Hikayenin merkezine karakterlerin ilişkisi yerine birbirine aşık olduğu esas önemli dönemi alıyor. Bunu yaparken de aşkın raslantısal boyutunu düşler alemine bağlayarak etkisini artıyor. Doğada her canlıda karşımıza çıkan salt sevgi duygusunun ne denli kutsal olduğunu yüzümüze vuran On Body and Soul, zaman geçtikçe etkisi artan filmlerden.