12.04.2018

37. İFF Günlükleri – 5

Kelebekler

Gişe Memuru ve Sarmaşık filmleriyle rüştünü ispatlamış olan Tolga Karaçelik, Sundance Film Festivali’nde Büyük Ödülü kazanan Kelebekler ile karşımızda. Karaçelik, Kelebekler’de dram ile absürd komediyi incelikli bir şekilde buluşturmayı başarıyor. Kahkahalarla gülerken yürekteki sızının etkisiyle gözyaşlarına boğulma ihtimali çok yüksek. Birbirinden kopmuş üç kardeşin babalarının çağrısı üzerine yola çıkmaları ile başlayan film, zamanla kardeşlerin geçmişleriyle ve şimdiki hayatlarıyla yüzleşmeleri üzerine kurulu. Bir yol hikâyesi olarak da okuyabileceğimiz ve öğrendiklerimizle birlikte sarsıcılığı daha da artacak olan filmin absürd komedi sayesinde bambaşka bir forma bürünmesi çok etkileyici oluyor.

Tuba BÜDÜŞ

Son dönem yerli filmler içerisinde “komedi” sıfatını gururla taşıyabilecek bir yapım Kelebekler. Ara ara diyaloglarda sıkıntı yaşaması, izlerken seyirciyi rahatsız edecek düzeye ulaşsa da yine de kara mizah ögelerini basit de olsa iyi kullanan bir film Kelebekler. Özellikle muhtar karakterinin düştüğü tekrarlar ve imam karakterinin potansiyelinin kullanılamaması gibi eksik veya fazla yönleri bulunuyor filmin. Ancak totalde yerli sinema için yüz güldüren bir yapım Kelebekler.

Seçil TOPRAK

Bikini Moon

Before the Rain ile sinemayı kasıp kavuran ve uzun aralıklarla film çeken Manchevski son filminde bir kurmaca belgeselle karşımıza çıkıyor. Seyircinin belgesele olan algısını ve yaklaşımını, gerçeğe olan mesafesiyle bu sayede ölçen yönetmen deneysel ama bir o kadar da dramatik bir kadın hikâyesini peliküle aktarıyor. Manchevski’den incelikli ama beklentinini düşürülmesi gereken bir yapım.

Onur KIRŞAVOĞLU

Köpek / Chien

Üst üse darbeler alan ve hayatından bıkma noktasına gelen bir adamın bir köpek alması ve hayatının farklı bir yola girmesine odaklanıyor. Modern toplumların sorunlarını, hayvan sevgisi üzerinden anlatan film bunu yaparken itaat ve şiddet kavramlarını da masaya yatırıyor. Sonlara doğru ivme kaybeden ve amacından sapan film vasat bir değerle som buluyor.

Onur KIRŞAVOĞLU

Kuyu

Metin Erksan’ın Yeşilçam çizgisi dışına çıkan ve değeri zamanından çok sonra bilinen filmi Kuyu, 1. Adana Film Şenliği’nde En Başarılı Film ve En Başarılı Yönetmen Ödülü başta olmak üzere birçok ödülün sahibi olmuştur. Mülkiyet, bu filmde bir kadın bedeninde işleniyor. Kendisini seven adam tarafından,  gönlü olmamasına rağmen kaçırılarak, tecavüze uğrayan Fatma’nın zorlu ve çetrefilli hayatı karşılıyor bizi. Fatma, birçok etken tarafından kuşatılmış bir kadın olarak çiziliyor filmde. Her şeye sahip olacağına inanan erk yapısı, kadını birey yerine koymayan aile kurumu ve bireylerini hala tam olarak gözetemeyen kanunlar… Tüm bu kuşatılmışlık içerisinde yılmayan ve son sözü ne şekilde olursa olsun kendisi söyleyen bir kadın. Erksan’ın özellikle ilk dönem filmlerinde çizdiği birçok güçlü kadından biri de Fatma’dır hiç kuşkusuz. Onun dirayeti, kararlılığı birçok kadına örnek teşkil edecek cinstendir.

Bir kadının gözünden şahit olduğumuz Kuyu, yarattığı güçlü çatışması ve yine ilk keşfedilen oyunculuklarıyla (Nil Göncü) değer biçilemeyecek bir film.

Tuba BÜDÜŞ

Katili Öldürmek / Killing Jesus

Gözlerinin önünde babası öldürülen Paula adaleti kendi başına aramaya başlar. Suçun kol gezdiği sokaklardaki arayış katille bir bağ kurmaya kadar varır. Killing Jesus iyi çekilmiş, temposu iyi ayarlanmış bir film. Süresi de oldukça makul. Finaldeki klişe dozu biraz daha az olsaydı hakkında çok daha olumlu şeyler söyleyebilirdik ama bu haliyle de kendini izleten bir yapım diyebiliriz.

Onur KIRŞAVOĞLU

Persona

Bergman’ın herkes tarafından tartışmasız bir şekilde başyapıtı olarak kabul edilen Persona, yine bir araya getirdiği kadınlar üzerinden ilerliyor. Tiyatro oyuncusu Elizabeth (Liv Ullmann), sahnede Elektra rolünü icra ederken aniden susar ve bir daha konuşmaz. Her türlü tetkik yapılan Elizabeth’de konuşmaması için herhangi bir neden bulunamaz. Zira Elizabeth, bile isteye susmayı tercih etmiştir. Bu nedenle yattığı hastaneden kafasını dinlemek için sakin, deniz kıyısında bir eve gider. Yanında da onunla ilgilenmesi için Alma(Bibi Anderson) isimli hemşire eşlik eder. Bergman, aynı evin içerisine koyduğu iki kadını bu kez sadece çatıştırmak ile kalmayacak bir süre sonra bu iki kadını tek bedende tek karakterde buluşturacaktır.

Tuba BÜDÜŞ

Viskningar och rop

Bergman filmografisinde hep olageldiği gibi bu evdeki dört kadının da birbirinden pek hazmetmediği su götürmez bir gerçek. Burada üç kız kardeşten hasta olanın kardeşlerini ve Anna’yı (Kari Sylwan), hizmetçi Anna’nın ise Agnes’i (Harriet Andersson) gerçekten sevdiği anlaşılıyor. Fakat Marie (Liv Ullmann) ile Karin’in (Ingrid Thulin) kimseyi sevmediği, sevemediği apaçık ortada. Oysa Agnes’den dinlediğimiz kadarıyla çocukluk döneminde anneden ilgi görmeyen, ötelenen, görmezden gelinen de Agnes’dir. Agens’in çocukluk dönemi aktarımlarının yanında Karin ile Marie’nin daha yakın dönem geçmişlerine flashback ile gideriz. Ve her iki kadının da evliliklerinde mutsuz oldukları gözlemlenir. Bu mutsuzluklarını hem kendilerine hem de karşılarındaki adamlara karşı yansıtmaktan geri durmayan iki kadın, tıpkı kocalarına göstermedikleri sevgilerini kız kardeşlerine de göstermezler. Çünkü sevmeyi zaten bilmezler. Seyirciyi yine büyük sorularla baş başa bırakan film, aynı zamanda kırmızıyla büyük bir aşk yaşıyor.

Tuba BÜDÜŞ

Düğün Davetiyesi / Wajib

Intouchables ile 2011 yılında birçok hayran kitlesi edinen yönetmenler yine bir komediyle karşımızdalar. Bir düğün organizasyon ekibi ve başındaki adamın hikâyesi bir gece ve bir düğün etrafında anlatılıyor. Amacı eğlendirmek olan ve bunu yaparken de sevgi aşılamayı es geçmeyen film amacına fazlasıyla ulaşıyor ve izleyiciyi iki saat boyunca hayattan neşeli bir şekilde soyutluyor.

Onur KIRŞAVOĞLU

Madeline’s Madeline

Madeline’s Madeline, genç bir kızın büyüme öyküsünü anlatırken bunu oldukça depresif ve gerçekle kurmacanın iç içe olduğu bir düzlemde yapıyor. Seyircinin algısını da ters yüz eden film anne figürünü de sert bit şekilde hikâyeye ekliyor ve ergenlik travmalarını perdeye net bir şekilde aktarıyor. Bunu yaparken de neyin gerçek neyin rol olduğunu anlamak seyirciye kalıyor.