15.04.2018

37. İFF Günlükleri – 7

And Breathe Normally

Yaşadığımız yüzyılın mı bilemem ama yaşadığımız dönemin en büyük sorunu sanırım mültecilik. Son yıllarda sanatın her türüne, özellikle de sinemaya sirayet eden bu durumun artık görmezden gelinecek bir yanı kalmadı. Açıkçası mültecilerin sadece bir geçiş bölgesi olarak kullandıkları İzlanda gibi bu sorundan hayli izole olarak düşündüğümüz bir ülkenin sinemasının bile derdi olmuş bu sorun hâlâ nasıl görmezden gelinebilir. İşte Ísold Uggadóttir de ilk uzun metrajında bu meseleyi odağına alıyor. Üstelik Uggadóttir, böylesine bir yersizlik-yurtsuzluğu kendi ülkesinde bile bir mülteci gibi kalan evsiz bir anne ile oğlunu da meseleye dahil ediyor. Böylece aslında dünyanın, bir kesimi yersiz yurtsuz bırakmasının yanında ülkelerin de vatandaşlarına çok da farklı bir hayat vaat etmediğini gözler önüne seriyor. Lakin her şeye rağmen güçlerini birleştirip birbirine destek olan iki kadının mücadelesi her türlü zorluğun üstesinden gelmeyi biliyor. Son olarak Uggadóttir’inin sinemasının sosyal gerçekçi yapısının da ustalardan kalır yanının olmadığını da söylemek gerek. Sundance Film Festivali’nden ödülle dönen Ísold Uggadóttir’i takdir etmemek elde değil.

Tuba BÜDÜŞ

Soldiers. Story from Ferentari

Ivana Mladenovic, eşcinsel bir aşk hikâyesini sinemada görmeye çok da alışık olmadığımız bir yerden anlatıyor. Bir Roman gettosu olan Ferrentari’de yolları kesişen eski mahkum ile doktora öğrencisinin birbirlerine aşık olması üzerinden gelişiyor film. İlginç olansa ilk etapta bu iki karakterinde birbirlerine yaklaşma sebepleri tamamen çıkar ilişkisine dayanır. Fakat zamanla birbirlerine bağlanan çiftimiz ne yazık ki ekonomik sorunların kıskacından kurtulamazlar. Ivana Mladenovic, büyük büyük çatışmaların ortasına atmadığı karakterlerini sakin sakin perdeye yansıtmayı tercih ediyor. Onların günlük ritüellerini aceleye getirmeden izleten filmin zaman zaman bir roman mahallesi hakkında çekilmiş belgesel izliyormuş hissine de kaptırdığı söylenebilir. Seyirciyi estetik görüntülerle büyülemeye çalışmayan, oldukça gerçekçi, minimalist, samimi bir film Soldiers. Story from Ferentari. Mizah duygusunun ise tam kıvamında olduğunu es geçmeyelim tabii. Film bitene kadar seyircinin yarısının salonu terk etmesi ise gerçekleri görmek istemeyen, tutucu ve bağnaz yapımızı bir kez daha yüzlere tokat gibi çarptı ne yazık ki.

Tuba BÜDÜŞ

Höstsonaten

Yedi yıl sonra tekrar görüşen bir anne ile kızın görüştükleri ilk günün gecesi boyunca geçmişleriyle yüzleşmelerini oldukça sarsıcı bir şekilde perdeye yansıtıyor Bergman. Eva ile Charlotte… Bir anne ile kızı… Eva’nın filmde söylediği gibi : “Bir anne ve kızı: Ne kötü bir kombinasyon” mu demeliyiz acaba?

Birkaç sahne hariç tek mekânda geçen filmde tüm hararetli konuşmalar esnasında nefes alamananız öğrenilenlerin kasvetini daha da arttırır. Anne ile babasıyla büyük sorunları olduğunu bildiğimiz Bergman’ın neden bir baba oğul ya da anne oğul hikâyesi değil de anne kız hikâyesi tercih ettiğini ise tahmin etmek güç değil. Bergman birçok defa kadınların daha sinematografik olduğunu, onları daha rahat ve başarılı perdeye yansıtabildiğini dile getirmiştir. Son olarak Bergman’ın tüm filmografisinde olduğu gibi din arka fonda her daim varlığını (Viktor, papaz evi vs…) hissettirse de her zamanki gibi hiçbir etkinliğe sahip olamadığını görürüz. Din, Eva’nın iyileşmesine asla katkı sağlayamamış, aksine maskesini yüzüne daha da yaklaştırmasına yaramıştır. Böylece Bergman, din ile olan hiç bitmeyecek münakaşasına devam etmiştir.

Tuba BÜDÜŞ

Claire’s Camera

Kendine has sineması olan ve Kore’nin Woody Allen’ı başta olmak üzere birçok sıfatı bulunan yönetmen Hong Sang-Soo geçen sene Cannes’da yer alan filmi Claire’s Camera ile festivale uğradı. Yine iletişim ve ilişki ekseninde ilerleyen hikaye Soo’nun en iyi işlerinden biri ve yine gerçekçilikte sorunsuz. Isabelle Huppert’in de bulunduğu kadro ise görevini layığıyla yerine getiriyor.

Onur KIRŞAVOĞLU

Disappearance

Disappearance toplumsal ve dini baskı üzerinden kadının yeri konusuna eğiliyor. Sevgilisiyle ilk kez birlikte olan ve artık bakire olmayan bir kadın, yaşadığı bir rahatsızlığı bunun öğrenilmesi korkusuyla rahatça anlatamıyor ve çözümü bulamıyor. Aile, devlet kurumları, arkadaş ve vicdan konuları bu baskılar neticesinde şekilleniyor ve çaresizlik vuku buluyor. Örnekleri son yıllar çoğalsa da başarılı bir yapım olarak kayıtlara geçen bir film olacaktır.

Onur KIRŞAVOĞLU

Love and Bullets

Love and Bullets, Napoli’nin karanlık tarafını anlatan ama bunu yaparken komedi ve müzikal türlerini de kullanan bir yapım. Koreografiler sokağa uygun ama göz zevki için yetersiz. Müzikler de yeraltı hikâyesi için agresif seçilmiş ve filme müzikal anlamda zarar veriyor. Anlatılan olay örgüsü ise basit bir yanlış anlaşılma ve onun üzerinden ilerleyen intikamı barındırıyor. Görsel anlamda da bir bonus olmayınca film vasatı aşamıyor ve festivalin kötülerinin arasına giriyor.

Onur KIRŞAVOĞLU

Buğday

Semih Kaplanoğlu’nun Bal’dan yıllar sonra çektiği ve uzun süredir beklediğimiz filmi Buğday bu kadar beklediğimize değdi doğrusu. Bilim ve ilimi bir arada değerlendiren ve köprü görevi gören Buğday, Türkiye standartlarının üzerinde görsel yapısıyla da kendine hayran bırakıyor. Nefes ve Buğday sorusu salondan çıkan herkesin aklını uzun bir süre meşgul edecektir. Buğday son yılların en iyi yerli yapımlarından.

Onur KIRŞAVOĞLU