15.04.2018

37. İFF Günlükleri – 8


Isle of Dogs

Wes Anderson’a Berlin Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü getiren Isle of Dogs, tüm görselliği, sevimliliği, muazzam mizahının yanında çok da önemli meselelerin altını çizen bir film. Filmi izlemeye başlar başlamaz ülkenin köpeklerle ilgili aldığı karar, hemen akıllara 1910 yılında İstanbul’daki seksen bin köpeğin sadece kayalıklarla çevrili Hayırsız Adası’na götürülüp ölüme terk edilmelerini getiriyor. Neyse ki filmdeki durum bu kadar iç karartıcı değil. Üstelik onları kurtarmaya gelen Atari isimli bir çocuk kahraman var. Wes Anderson, animasyon konusundaki hünerini öncelikle bu filmle zirveye taşıyor. Fakat tüm teknik maharetini bile gölgeleyecek detaylar, su gibi akıp giden hikâye, yüzümüzden tebessüm ile kahkahayı eksik etmeyen mizahı da çok başarılı. Tarihin karanlık sayfalarındaki yaşanmışlıklarını ile günümüzde var olan zavallı bakış açılarını eleştiren Anderson, dil konusundaki tercihiyle de bir kez daha sinemasına hayranlık duymamızı sağlıyor.

Tuba BÜDÜŞ

Negar

İran sinemasından güçlü bir kadın karaktere sahip olan Negar filmi, her ne kadar parçalı kurgusu, rüya ile gerçeğin birbirine girdiği karmaşık yapısı, perdede devleşen bir kadın karaktere sahip olması gibi olumlu yönleriyle öne çıksa da eksikleri ve olmamışlıklarıyla akıllarda yer ediyor. Belki daha karmaşık daha incelikli bir senaryoya sahip olsa ya da aksiyon sahnelerini tercih etmeseydi daha inandırıcı, keyifli ve doyurucu bir film olabilirdi. Ama bu haliyle yer yer gülünç yer yer de sıkıcı olan, bir türlü seyircinin filmle bağlantı kuramadığı kursa da kısa zamanda bağlantının koptuğu bir yapım haline geliyor.

Tuba BÜDÜŞ

Negar değişik bir anlatım ve kurgu deneyen ama bunu yaparken özellikle aksiyon sahneleriyle amacından sapan bir film. Fantaziyi kurgusal numaralarla filme yedirmeye çalışan Negar kötü oyunculuk performanslarıyla kötü bir noktada bulunuyor. Bir üniversite öğrencisinin tez filmi olsa kabul edilebilecek film festival için kötü bir yerde duruyor.

Onur KIRŞAVOĞLU

Buon Inverno

İtalya’daki bir plajdaki mevsimlik yaşam üzerinden ülkenin mikro düzeyde resmini çeken bir film Buon Inverno. Minik minik kulübelerinde yaşayan insanların kendi arasındaki eşitsizlikten (kimileri denizin keyfini çıkarırken kimileri yine çalışmak zorunda), ülkenin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik durumdan, mülteci sorununa, vergi adaletsizliğine kadar birçok mevzuyu tatil yapmakta olan insanların günlük yaşantısı üzerinden aktarmak gibi akıl almaz bir işi başarıyor yönetmen. Aslında sadece yiyip-içen, denize girip, dans edip eğlenen insanları izliyormuşsun gibi duran belgesel, farkında olmadan İtalya’nın en önemli sorunlarına ayna tutmuş oluyor. Rengarenk kulübeleri, masmavi denizi, ufukta deniz ile buluşan gökyüzü uzaktan büyüleyiciyken kameranın detaylara yaklaşmasıyla her şey çok daha farklı gözükmeye başlıyor. Giovanni Totaro, kusursuz ve çarpıcı bir işe imza atmış kesinlikle.

Tuba BÜDÜŞ

Locman

Gerçek bir hikâyeden yola çıkan Locman son derece naif ve iyi hissettiren bir tempoda ilerliyor. Toplumsal meselelere ve önyargılara eğilen film demiryolu işçilerinin hikâyesini de masaya yatırıyor. Bir ilk film olarak değerlendirildiğinde iyi hanesinde yer alan Locman, üzerinden çalışıldığı belli olan teknik özellikleriyle de dikkat çekiyor.

Onur KIRŞAVOĞLU