23.03.2018

37. İstanbul Film Festivali’nde Mutlaka İzlenmesi Gereken Filmler

Tuba BÜDÜŞ

You Were Never Really Here

Geçen yıl Cannes Film Festivali’nde prömiyerini yapan ve başrol oyuncusu Joacquin Phoenix’in En İyi Aktör ödülünü aldığı You Were Never Really Here’i Filmekimi’nde izlemeyi hayal etmiştik. Fakat yapım şirketi ani bir kararla filmin gösterimlerini geri çekmişti.  Özellikle Lynne Ramsay’ın sıkı takipçisi olarak derin bir hayal kırıklığına uğramıştık birçoğumuz. Neyseki uzun süren hasretlik İstanbul Film Festivali sayesinde nihayete erecek: Bu kez kesin kes filmi izleyebileceğiz.

Ramsay’ın yine bir şahaser ile karşımıza çıkacağına ise hiç şüphe yok. Savaştan yeni dönen karakterin hem savaşta yaşadıklarını hem de çocukluk anılarını unutamadığını ve bu anılar ile bir nevi savaştığını izleyeceğimiz filmin bir kurgu harikası olduğu izleyenler tarafından belirtilmişti. Ama en önemlisi Phoenix’i bir anti-kahraman olarak izlemenin keyfi bir başka olacak gibi.

Tuzdan Kaide

Büyük bir sinema sevdalısı olduğunu uzun yıllardır Fol Sinema topluluğu adı altında yaptığı gösterimler ile bilinmekte olan Burak Çevik, ilk uzun metrajı Tuzdan Kaide’ye imza attığında açıkçası oldukça heyecanlanmıştım. Zira Çevik’in sinemanın saklı köşelerine, bilinmeyen yalarına ne kadar ilgili olduğunu az çok biliyordum. Yarattığı filmin de seyircide alternatif bir dünya sunacağına şüphe yok. Berlin Film Festivali Forum bölümünde prömiyerini yapan film, aynı zamanda Caligari Film Ödülü’ne de aday olmuştu.

Mağarayı andıran bir odada yaşayan otuz yaşlarındaki münzevi bir kadının İstanbul’un ücra köşelerinde ikiz kardeşini arayışını anlatan Tuzdan Kaide, şehrin içinde yapılan zamandan kopuk ve mekânı belirsiz bir yolculuğu konu ediniyor. Konusunu bile yeterince ilgi çekmeyi başarıyor.

Twarz

Cialo (Beden) filmiyle Berlin Film Festivali’nden En İyi Yönetmen ödülünü alan Malgorzata Szumowska’nın yeni filmi Twarz, insanlık adına derin bir eleştiri ortaya koyuyor olmalı. İnsanları da (ırkçılık) hayvanları da(türcülük) dış görünüşlerine göre değerlendiren, sadece alışıldık ve göze hoş gelenlerle ilişki içerisinde olmayı, farklı olanı görmezden gelmeyi tercih eden toplumun ifşa edildiğini düşündüğüm film ile ilgili beklentim gerçekten çok yüksek. Alt metninde büyük bir sorgulamanın içerisine girdiğine kuşku olmayan Twarz’ı izlemek gerek.

Piercing

İlk filmi The Eyes Of My Mother ile korku-gerilim türünde iddialı bir giriş yapan Nicolas Pesce, özellikle slasher türüne meraklı olan sinemaseverlerin radarına girmeyi başarmıştı. Yeni filmiyle de Pesce’nin beklentileri karşılamakla kalmayıp sınırları zorladığını düşünüyorum. Gerilim türünün usta isimlerinden etkilenen, bir nevi büyük isimlerden bayrağı devralan Pesce, Piercing’de de yine güçlü bir kadın karakter ile bizleri buluşturacağa benziyor. The Eyes of My Mother’daki Francisca’nın yaptıklarını hâlâ unutamamışken bir yenisi ile tanışmanın heyecanı bambaşka.

Ava

Sinemanın birbirinden anlamlı büyüme hikâyelerine imza attığı tartışılmaz bir gerçek. Ama her yenisi ile daha da başarılı olanları karşımıza gelmeye devam ediyor. İstanbul Film Festivali’nin yeni bölümü Çiçek İstemez’de yer alan Ava da birçok öncülü gibi etkileyici bir hikâye ile bizleri buluşturacak gibi. Hayatın acı gerçekleriyle tanışarak sancılı bir büyüme yaşayacak olan nice genç kadından biri Ava. Léa Mysius’in Ava’nın zorlu yolculuğuna bizleri ne kadar ortak edeceğini merak etmemek elde değil.