10.04.2019

38. İstanbul Film Festivali Günlükleri – 4

LA CAMARISTA – THE CHAMBERMAID (ODA HİZMETÇİSİ)

Neredeyse tamamı bir otelin farklı mekanlarında geçen film, belki de birçoğumuzun bilmediği kat hizmeti görevlisi bir genç kadının yaşantısına göz atmamızı sağlıyor. Kendi küçük dünyası içinde bakıcısının ilgilendiği dört yaşındaki çocuğu ile var olmaya çalışan karakterimiz birçok kişinin belki de gözünden kaçan ama oteller için büyük bir öneme sahip biri olarak tüm film boyunca mütevazı kişiliği ile yer alıyor. Her gün belirli rutin işlerini yapan, var olan birkaç arkadaşı ile biraz mesafeli bir ilişkisi olan, kendi halinde ve sessiz biri olarak karşımızda olan başrol karakterimiz seyircinin her an gözünün üstünde olduğu son derece doğal bir performans sergiliyor. Film boyunca hiç müzik kullanılmadığı için bizlerin duyduğu tek ses oteldeki telsiz konuşmaları, asansör sesi, oda temizliği esnasında çıkan temizlik ve çarşaf sesi gibi günlük hayatın içindeki doğal sesler oluyor. Normal zamanda farkında bile olmadığımız bu sesleri yönetmen hiç müzik kullanmayarak bizlerin bu seslerin farkında olmasını sağlıyor. Filmde başrol karakteri ise bizlere anlatıldığı bölümler boyunca o kadar iyi yansıtılıyor ki bu sessiz kadının hayatı ve karakteri hakkında birçok bilgi sahibi olabiliyoruz. Çoğunlukla beyaz ve tonlarının hakim olduğu film, sıradan bir kadının sahici arzularını, umutlarını, çilesini ve öfkesini oldukça naif bir havada vermeyi başarıyor.

TEMBLORES – TREMORS (SARSINTI)

Ele almış olduğu konuyu biraz daha eleştirel bir yaklaşımla anlatmayı başaran film, evli bir erkeğin eşcinsel ilişkisinin ortaya çıkması sonucu ailesi başta olmak üzere yakın çevresi ile yaşadığı sorunlara değiniyor. Filmin dinamikleri konuya yaklaşım yönünden seyirciyi ikiye bölebilecek bir anlatım sunsa da hikâyeyi işlemesi kendi halinde oluyor. Film, başrol karakteri üzerinden konusuna farklı bir bakış açısı getirerek yakın çevre üzerinden ilerliyor. Müzik kullanımının son derece kısıtlı olduğu ve anlatımının yer yer durağanlaştığı bir yapıya sahip olsa da kendini izleten film, konuya farklı açıdan bakmak isteyenlere hitap ediyor.

ALPHA, THE RIGHT TO KILL (ALFA)

Suç ve polisiyenin ön planda olduğu, rahat takip edilen bir senaryoya sahip film, izleyiciye çok da karmaşık olmayan bir olaylar zinciri sunuyor. Aksiyon ve suç üzerine kurulan senaryosunda iki karakter üzerinden ilerleyen hikâyenin ilk saatinde bizleri polisin uyuşturucu kaçakçılarına yönelik operasyonu karşılıyor. Yer yer heyecan dolu geçen bu bölümden sonraki yarım saatte ise filmdeki asıl hikâyeye giriş yapıyoruz. Kısa süresini etkili bir biçimde kullanmayı başaran film, çerezlik bir yapım olarak klasik bir senaryo, fazla derinlemesine çizilmeyen karakterleri ve kolay anlaşılan olay örgüsü ile seyirciyi memnun edecek nitelikte.