13.04.2019

38. İstanbul Film Festivali Günlükleri – 5

MONȘTRI. – MONSTERS. (CANAVARLAR.)

Dışarıdan son derece basit gibi görünen fakat içine girildiğinde çok katmanlı bir hikâyeyi anlatan film, seyircinin her dakika pür dikkat şekilde kalmasını sağlıyor. Keskin bir dokunuşla üçe ayrılan film, bir çiftin yaşamına üç farklı boyuttan bakmayı sağlarken bunu yaparken de farklı değer yargılarını öne çıkarıyor. İlk bölümde kadın karakterin bir gecede yaşadıklarına ışık tutan film, karakterin sorunlarla boğuşması başta olmak üzere çeşitli çatışmalar arasında kalmasını yansıtıyor.

Filmin ikinci bölümüne geldiğimizde ise erkek karakterin yine gecenin aynı saatlerinde yaşadığı kaçamak başta olmak üzere karşı karşıya kaldığı sürece götürüyor seyirciyi. Filmin üçüncü bölümüne geldiğimizde ise çiftleri nihayet aynı karede görmeyi başarıyoruz ve her an çatırdamakta olan evliliklerinde yaşadıklarına en doğal haliyle şahit oluyoruz. Neredeyse hiç müzik kullanılmayan filmde hikâyenin doğallığına seyirciyi çok rahat bir şekilde sokmayı başaran yönetmen, evlilik üzerinden farklı kavramları da tartışmaya açarak izlemesi keyifli bir seyir sunuyor.

AU POSTE! – KEEP AN EYE OUT (KARAKOL)

İlk dakikasından itibaren şaşırtmayı ve komedi unsurunu devreye sokmayı başaran film sonraki dakikaların fragmanını veriyor adeta. Büyük çoğunluğu polis merkezindeki bir odada ve iki kişi arasında geçen film buna rağmen usta işi senaryosuyla seyirciyi hiç sıkmadan ve antidepresan bölümünde olmasının hakkını vererek kaliteli bir komedi sunarak güldürüyor. Karakterler hakkında kısa sürede seyircide bırakılan algı tüm film boyunca senaryonun gidişatında etkili oluyor ve çoğu filmde gergin bir havada verilen sorgu süreci bu filmde komedi unsuru ile son derece neşeli dakikalar geçirmesini sağlıyor seyircinin.

Filmin olay örgüsü içinde ustaca kurgulanan hikâye, kendini filmin finalinde gösteriyor ve izlediğimizi filme yapılan bu küçük dokunuş filme bir kez daha hayran kalmamızı sağlıyor. Fransızların komedi sinemasındaki yaptıklarına nazire niteliğinde olabilecek film, mesaj verme kaygısı olmamasına rağmen kalitesinden ödün vermeyen başarılı bir yapım.

1968

Kurmaca ile belgeselin çok iyi harmanlandığı, bilgilendirici ve duygusal yönünün bu derece iyi bir kıvamda olduğu nadir filmlerden biri olarak 1968, seyircisine beklentilerin üzerinde bir hikâye sunuyor. Mübadele sonrası Atina’ya göç eden İstanbullu Rumlar tarafından 1924’te kurulan, sarı ve siyah renkleri benimseyen Yunan basketbol kulübü AEK’nın 1968 yılında Atina’da Slavia Praha ile oynadığı efsanevi final maçının hikâyesine odaklanıyor fakat bu sadece hikâyenin görünen yüzü. Tüm bu sürecin başına gittiğimizde ise kulübün kurulması ile başlayan, oynayan oyuncular ve onların hayatlarına dair detaylar film boyunca yapılan röportajlardan kesitler ile öğretici bir şekilde anlatılıyor.

Film boyunca aynı anda ise senaryonun işleyişi final maçının oynandığı Atina Olimpiyat Stadı ile maç esnasında ülkede kalbi zafer için atan insanların bir kısmının hikâyesine kayıyor ve seyirciye izlemesi son derece zevkli bir yapım sunuyor. Arka planda maçın heyecanı devam ederken bir yandan da her birinin farklı ve dokunaklı hikâyesinin olduğu insanların hayatı eş zamanlı olarak akıyor. Müzikler ile filmin Yunan yapımı olması iyice ayyuka çıksa da seyircisine yaptırdığı nostalji, bir kulübün ne şartlarda kurulduğu, final maçı için tek yürek olan insanların duygu durumu ve hiç bilmediğimiz hikâyelerin birer mozaik misali aynı film içinde yer alması duygu dolu dakikalar yaşatırken o günlere dair de saygı duruşu niteliği taşıyor.