14.04.2019

38. İstanbul Film Festivali Günlükleri – 6

SOFIA

Yirmi yaşında genç bir kızın hamileliği ve dünyaya getirdiği çocukla karmaşıklaşan hayatı tüm vuruculuğu ile anlatılıyor film boyunca. Yaşadığı ülkenin evlilik dışı ilişkiden doğan çocuk ve taraflara karşı tutumuna karşı oluşturan yasaların varlığı, film boyunca karakterlerin davranışlarında ve filmin gidişatında birçok sarsıcı sonuca yol açıyor. İçinde yaşanılan toplumun ahlaki ve toplumsal yapısı ile tabularla örülü düşüncelere karşı yer yer çatışmalar üzerinden ilerleyen film, gerçeğin göründüğü gibi olup olmadığı ve bunun ne kadar doğru olduğuna dair de tartışma başlatabilecek türden anlatıma sahip.

Filmin doğallığı içinde neredeyse hiç müziğe yer verilmediği için hikaye de adeta bir yakınımızın hikayesine bakıyormuş hissiyatı veriyor. Filmde her şey rayına oturduğu anda ortaya çıkan bir başka gelişme ise tüm karakterlere bakış açımızı bambaşka bir şekilde etkileyebiliyor. Sade anlatımı abartılı olmayan oyunculukları ve kolay izlenen yapısı ile film izleme listelerine alınacak kalitede.

PETRA

Oradan oraya savrulan senaryosu, her seferinde konumu değişen karakterleri ve monoton yapısı ile film, izlemesi sabır isteyen bir yapıya bürünmüş durumda. İlk dakikalarında ilgi çekici bir hikayeye sahip gibi görünse de ilerleyen dakikalar ile oldukça karmaşık bir yapıya bürünen film, çok şey anlatmak isteyip hepsini karman çorman yapan bir konuşmacıya benziyor. Karakterler her ne kadar geçmişleri ile şaşırtsa da filmin genelinde hiç parlak bir rol izleyemiyoruz. Seyiriciyi bitse de gitse havasına sokan yapısıyla bunaltan film yarısında çıkılmayı hak ediyor ve hiçbir farklılık sunmuyor.

L’ORDRE DES MÉDECINS – BREATH OF LIFE (DOKTORLAR)

İlk sekansındaki tıp terimleri, ilerleyen dakikalar için biraz endişe yaratsa da asıl hikayeye geçmesi ile seyirciye rahat bir nefes aldırarak dokunaklı bir hikaye izletiyor film. Bir doktor açısından en zor durumlardan birini yaşayan başrol oyuncusunun filmin her anında yaşadığı korku, endişe, çaresizlik, öfke ve telaş duyguları son derece etkili bir şekilde aktarılarak seyiriciyi etkileme potansiyelini çok doğru şekilde oluşturuyor. Geneli boyunca aynı müzik farklı zamanlarda karşımıza çıksa da bu tekrar filmin atmosferinde sırıtmayacak biçimde yer alıyor.

Hastane ortamını tüm doğallığını veren ve bu olağan döngü içinde acı bir durumun yer aldığı hikayenin kendisi hiçbir ajitasyona mahal vermeden ve seyirciyi de fazla boğmadan etkilemeyi başararak başarılı bir dram yapıtı sunuyor. Doktor olan birinin en yakınının üstelik onun çalıştığı hastanede günden güne kişiyi bitiren bir hastalığa yakalanması da gerçeklere dayanarak kimi yerde duygulandıran kimi yerde de aşırı üzüntüye sevk eden bir anlatıma götürüyor. Duygusuz olarak gördüğümüz doktorların da bizler gibi biri olduğuna doğru tespitlerle dokunmayı başaran film izleyenleri oldukça memnun ediyor ve duygulandırıyor.