12.04.2022

41. İstanbul Film Festivali’nde Dikkat Çekenler – 1

Geçtiğimiz günlerde başlayan 41. İstanbul Film Festivali’nde sinemaseverlerin tatlı telaşı ve sinema salonlarında film izleme heyecanı had safhada. Dolu salonlarda hep birlikte izlenen filmlerin tadı bir başka olurken seanslar sonrasında ayaküstü yapılan veya kulak misafiri olunan kritikler ise festivalin en güzel yanlarından biri hiç kuşku yok ki. Şu ana dek birbirinden iyi filmler izlediğim festivalde dikkat çeken kısa yorumlarımı da sizinle paylaşacağım. Serinin ilk yazısında ele alacağım filmler şu şekilde.

Berdreymi (Kabus)

Hiç kuşku yok festivalin dikkat çeken işlerinden biri, Gudmundur Arnar Gudmundsson’un bol ödüllü Heartstone’dan sonra çektiği ikinci uzun metrajı olan Berdreymi. İzlanda güneşinin ulaşmadığı karanlık köşelerde gençler arasında yaşanan heteronormatif erkek şiddeti ve toplumun belli kısımlarına sirayet eden çökmüş aile yapısını çarpıcı çözülmelerle ele alan film, özellikle genç kadrosunun harika uyumu ve tatlı-sert anlatımıyla göz dolduruyor. Yönetmeninin “Kâbus gençlik enerjisiyle, umutla, karmaşık hislerle dolu bir arkadaşlık hikâyesi anlatıyor. İstenmediklerini hissetseler de birbirlerine destek olan bir grup oğlanın hikâyesini…” şeklinde anlattığı filmin, seyircisini adeta arkadaş grubunun içine dahil eden dinamik ve davetkar yapısı ise artı yönlerinin başında geliyor.

Olga

Festivalin bu yıl yarışmalı bir bölümüne dönüşen Genç Ustalar’da yarışan Elie Grappe’nin ilk uzun metrajlı filmi Olga da dikkat çeken işler arasında yer alıyor. Ülkesinden uzakta İsviçre’de 15 yaşındaki Ukraynalı ve yetenekli bir jimnastikçi olan Olga’nın Avrupa Şampiyonası yaklaşırken dünyasının alt üst olması ve İsviçre’ye gitmesi sonucu yaşadıklarına odaklanan film, politik noktalara olan hassas yaklaşımıyla göz dolduruyor. Ukrayna’daki statükocu rejimin dönüştürmeye çalıştığı toplumun özgürlük mücadelesindeki onurlu duruşunu diasporaya sürüklenen bir jimnastikçi üzerinden belgeselvari dokunuşlarla aktaran film, ayakları yere sağlam basan senaryosunu başarılı başrol performansıyla destekliyor. Filme adını veren Olga’yı 2016 Gençler Avrupa Şampiyonası’nda Ukrayna’yı temsil eden eski Ukrayna milli takım sporcusu Anastasia Budiashkina’nın, diğer jimnastikçiler de gerçek sporcuların canlandırması filme dair dikkat çeken yönlerden biri.

Kandisha

Festivalin bu yılki Mayınlı Bölge: Folk Horror seçkisi oldukça dikkat çekerken Yeni Fransız Aşırılığı akımından yönetmen ikilisi Julien Maury ve Alexandre Bustillo’nun Kandisha’sına da ayrı bir parantez açmak gerekiyor kesinlikle. Jérôme Cohen-Olivar’ın Fas’ta geçen korku-suç-dram türündeki 2008 yapımı Kandisha’sına çağdaş bir alternatif getiren bu filmin mekanı ise Fransız banliyösü. 14. yüzyıl halk efsanesi Aicha Kandisha ile seyircisinin kalp ritmini giderek artıran ve korku-gerilim-karanlık üçgenine hapsettiği duygularla ustaca oynayan film, adrenalini dozunu hikayesinin tamamına tutarlı bir şekilde yayarken kan ve şiddetle kendisini besliyor. Özellikle kurduğu karanlık atmosfer ve başrolü Mathilde La Musse’ın rolüne olan konsantresi, filme seviye atlatmaya fazlasıyla yetiyor.