31.05.2017

O AN: A Clockwork Orange

Anthony Burgess’in 1962’de yazdığı A Clockwork Orange, yazıldığı dönemdeki modernleşme sancıları üzerinden bireyin özgürlüğünün nerede başlayıp nerede bittiğini sorgular. Yazıldığı dönem için oldukça iddialı olan romanı 1971 yılında Stanley Kubrick sinemaya uyarlar. Film, İngiltere’de otuz yıl olmak üzere, birçok ülkede yasaklanır.  Şiddet, suç ve ceza kavramlarını sorgulayan film, gelmiş geçmiş en rahatsız edici filmlerden biri olarak kabul edilir. İzlemesi birbirinden zorlu sahneleriyle tanınan bu filmde benim için en rahatsız edici sahne Alex DeLarge’nin kurduğu çetenin karısı ile birlikte yaşayan bir yazarın evine girmeleri ve ardından gelişenlerin anlatıldığı bölümdür.

Bilinmeyen zamanda ve distopik bir mekânda geçen filmin kuşkusuz en farklı mekânı yazarın evi. Yerlerin dama tahtasını andırdığı, duvarların aynalardan ve kitaplıklardan oluştuğu, uzay aracını andıran koltukların bulunduğu ev, oldukça uçuk bir tasarıma sahiptir. İşte bu evin kitap okuyarak ya da yazarak oldukça entelektüel bir hayat sürdüren sakinleri, gece vakti zilin çalmasına anlam veremezler. Fazlasıyla bilinçli ve temkinli olan bu insanlar kapıyı açıp açmama konusunda ikilem yaşasalar da kapıdakilerin söylediklerine kayıtsız kalacak kadar insanlıktan çıkmamışlardır. Ne yazık ki kapı açılır ve çete için oyun başlar. Alex, Frank Sinatra’nın Singing in the Rain şarkısını söyleyerek çete üyeleri ile birlikte mükemmel bir düzene sahip evi yerle bir eder. Böylelikle Alex sistemin düzenine olan isyanını açık etmiş olur. Aslında çalışma masasını ve kitaplığı bürokrasiyi temsil eden objeler olarak düşünür Alex ve temsili de olsa bunları yıkmak onu fazlasıyla mutlu eder. Zira Alex’in sevdiği ve saygı duyduğu tek şey müziktir, müzik dışındaki -özellikle Bethoveen- hiçbir şeye değer vermez.   Peki bu kadarı ile yetinir mi çete üyeleri? Tabii ki hayır…  Alex şarkıyı söylerken dans etmekten de geri durmayarak yazarın karısına yönelir. Genç ve güzel olan kadına kocasının gözü önünde önce taciz, sonrasında ise tecavüz eder. Böylece toplumun cinsiyet konusundaki ahlakçı yapısından da intikamını alır. Zira Alex ve çetesi için iktidar tarafından konulan yasaların da toplum tarafından benimsenen ahlak kurallarının da hiçbir önemi yoktur.  Asıl olan tek şey isyan ve karmaşadır.

Sistemin insanoğlunu otomatik işleyen bir makine haline getirmesine tepki olarak yazılmış romanın, aynı isimle sinemaya uyarlanmış neo noir türündeki unutulmaz kült filmlerden biri A Clockwork Orange.  Tahammül edilmesi zor sahneleri, alt metindeki sistem eleştirisi, klasik müzik konserindeymiş gibi hissettiren müzikleri, her an bir sanat galerisindeymiş hissini veren mekânları ve kusursuz sinematografisi ile bir başyapıt.