20.10.2018

A Star Is Born: Yeni Bir Yönetmen

İrem Zeynep KARAKAYA

The Hangover serisi, Limitless, Silver Linings Playbook ve American Sniper gibi filmlerden tanıdığımız oyuncu Bradley Cooper, ilk yönetmenlik denemesi A Star Is Born’da Hollywood tarafından daha önce üç kez perdeye aktarılmış bir hikâyeyi yeniden ele alıyor. Hikâyeyi bilemeyen yoktur. Dünyaca ünlü bir müzisyen, tesadüfen muhteşem bir sese ve şarkı yazma yeteneğine sahip genç kadınla tanışır. Ve onu dünyaca ünlü bir stara dönüştürür.

Hikâye ilk olarak 1937’de Janet Gaynor ile Fredrich March’ın başrollerinde çekildi. Film en iyi hikâye dalında Oscar ödülü kazandı. 1954’te Judy Garland ile James Mason ve 1976’da Barbra Streisand ile Kris Kristofferson’ın başrollerinde yer aldığı üç uyarlaması mevcut.

2018 yapımı yeniden çevrimde, Cooper’ın canlandırdığı Jackson Maine, Lady Gaga’nın canlandırdığı Ally’i ilk gördüğünde yeteneğini ve potansiyelini anlayabilecek kadar deneyimli bir müzisyen. Ally ile onun yalnızlığını gözlemleyebilecek kadar zeki. Bağımlılığının ve duyma yetisinin kaybetmesinin etkisiyle Jackson Maine’in kariyeri zarar görürken keşfettiği Ally ise hızla yükseliyor.

Kadronun geri kalanı ise hikâyenin dinamiğine ayak uydurmuş. Jackson’un aynı zamanda menajeri olan ağabeyi Bobby (Sam Eliot) ve yakın arkadaşı eski müzisyen (Dave Chappelle) filmde yeri olan diğer belirgin karakterler. Andrew Dicle Clay ile Ally’nin babası Lorenzo rolünde yer alıyor.

Göze alınabilecek eksiklikler…

Yönetmenimiz Bradley Cooper öyküyü klasik dönüm noktalarına ulaştırmak için çok çaba sarf etmiş. Bu da senaryonun olması gerektiğinden hızlı ilerlemesine neden oluyor. Karakterlerin filmin içine yayılmış bir biçimde geçirmesi gereken dönüşümleri on beş yirmi dakika içerisinde olup bitiyor ve farklı bir dönüm noktasına geçiyoruz. Bu sorun ise tempoda bir bozukluğa neden oluyor ve aşk hikâyemizin inandırıcılığını zedeliyor.

Klasik ve klişelere çok müsait bir konu, müzikal parçaların kullanılmasıyla riskli bir yola girilmiş. En başlardaki komik an ve durumlarda Ally’nin de dalga geçmesiyle inandırıcılık sorunu az da olsa kotarılıyor. Filmin başarısı belki de bu samimiyette gizleniyor.

Film, Lady Gaga için aslında bir oyunculuk testi. Ünlü şarkıcı American Horror Story ve kendi müzikal performanslarındaki ağır kostüm ve makyajdan farklı olarak, bu sefer daha yalın bir performans isteyen bir rol ile seyirci ile buluşuyor. Her iki durumda da başarılı olduğunu görüyoruz.

Filmin en büyük başarılarından birisi Lady Gaga ve Bradley Cooper’ın seslendirdiği şarkılardan oluşan saundtrack albüm. Lady Gaga’nın konser bölümünde kendi sahne deneyimlerinden bayâ yararlanmış. Cooper ise bir rock yıldızını ikna edici bir biçimde oynayabildiğinin yanı sıra şarkı söyleyebilen bir aktör olduğunu ispat ediyor.

Doğan Yıldız…

Filmde bir yıldızın doğduğu aşikâr ama yıldız kendini bize hayran bırakan Lady Gaga değil. Çünkü Bradley Cooper, ilk kez bir yönetmen olarak da bir şarkı yazarı ve şarkıcı olarak da başarılı bir iş ortaya koyuyor. Filmdeki şarkılardan dördünü yazmış, beşinin prodüktörlüğünü üstlenmiş ve onunu solo ya da düet olarak seslendiren Cooper, albümün ve müzik dünyasının yıldızı Lady Gaga‘dan resmen rol çalıyor.

Sürpriz bir sonu olmamasına rağmen güzel şarkılar dinleyip bir aşk hikâyesi izlemek isterseniz A Star is Born sinemalarda sizleri bekliyor olacak…