16.09.2018

Aaahh Belinda: Türkiye’de Kadının Yeri ve Algımızın Sarsılması

Burak ALICI

Atıf Yılmaz’ın Aaahh Belinda’sı

Atıf Yılmaz, Yeşilçam geleneğinden gelen bir yönetmen olsa da 1980’lerin başından itibaren çektiği filmleriyle Türkiye sinemasının en yenilikçi yönetmenlerinden olmuştur. Aynı zamanda en üretken yönetmenlerimizdendir. Kendisi için sinemamızın ilk auteur yönetmenlerindendir de diyebiliriz. Birbirinden farklı türde çektiği filmlerle yeni şeyler denemekten korkmamış, arkasında efsanevi işler bırakmıştır. Günümüzde onun yolundan giden bir yönetmen olarak Çağan Irmak’ı sayabiliriz. Irmak türler içinde dolaşarak son yıllarda en çok film üreten yönetmenlerden biri olmuştur. Irmak’ın; Ulak, Kabuslar Evi gibi işleriyle Türkiye sinemasında nadir görülen fantastik damardan kan akışını devam ettirdiğini söyleyebiliriz.

80 Dönemi Reklam Kuşakları Üzerinden Dönüşüm Hikâyesi

Atıf Yılmaz’ın 1986’da vizyona giren filmi “Aaahh Belinda” dönemine göre oldukça şaşırtıcı ve sarsıcı bir filmdir. Ana konu, Müjde Ar’ın hayat verdiği aktris Serap karakterinin reklamda canlandırdığı karakter olan Naciye’ye dönüşüm hikâyesidir. 80’ler, reklam kuşaklarının halkı sürekli para harcamaya ittiği, serbest piyasa ekonomisinin canlandığı, Türkiye’nin devletçi politikadan uzaklaşarak, liberalizme doğru tepeden yuvarlanırmışçasına indiği yıllar. O döneme günümüzden baktığımızda fotoğrafı daha net görebiliyoruz. İlerleyen yıllarda başarısız olacaktır politikalar, ardı arkası kesilmeyen ekonomik krizlerle boğuşacaktır Türkiye. Harcadıkça kazanmak yerine, hiç durmadan harcadıkça daha dibe batmışızdır sanki. Atıf Yılmaz o zamanlarda görmüştür böyle olacağını, reklam piyasasının aç gözlülüğünü çok iyi yansıtmıştır perdeye. Sadece paranın önemli olduğu, halkı önemser gibi görünüp sadece cebinden parasını almanın amaç olduğunu anlatmıştır, hem de fantastik bir hikaye üzerinden.

Serap geleceği parlak bir aktristir. Özel bir tiyatroda “Asiye Nasıl Kurtulur” oyununda Asiye rolünü kapmıştır. (Şunu belirtmek isterim, 1986 yılında Atıf Yılmaz, Vasıf Öngeren’ in bu tiyatro oyununu filme çeker. Başrolde kimin olduğunu tahmin edersiniz, tabi ki Müjde Ar.) Tiyatro karın doyurmaz tabi,            Serap istemese de şampuan reklamı teklifini kabul eder. Şampuanın markası “Belinda” filme ismini verir.“ Aaah Belinda; aileyi bir arada tutan, Naciye’nin gücünün kaynağı, tüm kadınların arzu edeceği nesne.” Anne çalışacak, çocukları büyütecek, yemek yapacak ve yatakta da kocasını memnun edecektir. Kısaca reklamın konusu budur. Modern kadın imajının dışavurumudur reklam, kadın hem çocuk yapar hem kariyer. Günümüzde bazı reklam filmlerinin sloganı bu olmadı mı?

Türkiye’de Kadının Yeri ve Algımızın Sarsılması

Atıf Yılmaz iki farklı kadın tasviri çıkarır önümüze. Türkiye’de kadının toplumdaki yerini iki farklı açıdan gözler önüne serer. Oyuncu olan Serap özgürdür, dilediğini yapar, duygusal ama güçlüdür. Naciye para kazanır ama son söz kocasındadır, özgürlüğü kısıtlıdır, mutsuzdur. Kadının çevresine göre rolünün değiştiğini görürüz böylece. Genelleme yapılacak olursa Naciye’nin yaşadığı hayat ya da ona benzeyen hayatları daha yakın görürüz kendimize. Serap’ın yaşadığı hayat bir hayal gibidir zaten bizim için (adından da anlaşılacağı üzere), o yüzden reklam çekimi sırasında duş sahnesinde, kamera birden Naciye’nin hayatının içine girdiğinde garip karşılamayız.

Naciye alışık olduğumuz bir karakterdir toplumda. İtilen, kocası ve kaynanası tarafından yönlendirilen, ev işleri yapmak zorunda bırakılan, çocukların dertleriyle boğuşan bir kadındır. Ekonomik özgürlüğü olsa da Türk aile yapısını kabullenmiştir Naciye, bu ayrıntı bize özgürlüğün parayla pek alakası olmadığını gösterir aslında, genetik kodlardan gelen zihinsel bir durumdur özgürlük algısı. “Toplum ne der?” düşüncesi egemen olduğundan, o dönemlerden günümüze değin kırılamamıştır bu algılar, aslında filmde gösterilen dönüşüm sancılıdır ve günümüzde de belli bir kesim dışında emekleme aşamasındadır. Filmin özelliği bu değişimi tersten vererek, seyirciyi şaşırtmasıdır. Film boyu Serap’ın tarafını tutarız, Naciye’ ye acırız, başına gelenlerden rahatsız oluruz. Hayalin bitmesini ve Serap’a kavuşmayı isteriz. Çünkü gerçektir Naciye, hayatın içindedir, annemizdir, ablamızdır. Değişsin isteriz kadına olan bakış, algılarımızla oynar film, onları kırar bu noktada.

Günümüzde çalışarak çocuk büyüten kadın sayısı artsa da kadına bakışta kökten bir değişiklik olmamıştır. Bu tabi sosyolojik, psikolojik olarak derinlemesine işlenebilecek bir konudur. Burada değinmek istediğim Atıf Yılmaz’ ın ekonomik özgürlükle bağdaştırılan mutlu kadın, özgür kadın imajını yıkmasıdır. Bunun öyle olmayacağını tâ o zamanlar görmüş olması şüphesiz yönetmenin dehasıdır.

Film reklam dünyasına getirdiği eleştiriler, kadının toplumumuzdaki yerini ustalıkla işlemiş olmasıyla beraber kimlik sorununa da değinir. Edebiyatta sıklıkla rastlanan dönüşüm, değişim hikayelerinin özgün bir sinema uyarlamasını izleriz. Karakter başına geleni kabullenmez önce, eski hayatını yaşamak ister. Naciye olduğunu kabul edemez, gerçek ve hayal iç içe geçer. Başka çaresi kalmadığını anlayınca hayata tutunur, hedefi Serap olmaktır Naciye’nin hayatında. Uğraşır, bocalar, koşturur, kolay değildir özgürlük. Hepimizin hayatını yaşar aslında, kadın olması fazladan yüktür sırtında. Bunca şey içinde mutlak yıkıma doğru ilerler Naciye, hayatın tüm gerçekleriyle hayal içinde yüzleşir. Yazgısını kabul ederek boyun eğer. Erkeğin kadına bakışının dışında, kadının kadına bakışı da önemlidir. Aslında sorun belki de bunda mıdır? Kadınların kurduğu hayallerde, başkası olmak istemesinde, özgürlüğe ters yoldan ulaşmaya çalışmasında.

Serap mı Gerçek, Naciye mi Hayal?

Son olarak, Belinda şampuanın reklam mizansenin çizdiği aile portresine değinmek istiyorum. Biri kız biri erkek iki çocuk, sert olmayı beceremeyen bir baba -Macit Koper’in ismini burada anmak gerekir, etkileyici bir performans ortaya koymuştur Koper- ve etraflarında dönen bir anne. Aile hayatları, komşuları, adamın anne babası, geçim sıkıntısı, tüm bu sorunların yanında şampuan sizce onları birleştirici bir güç olabilir mi?

O kadar absürttür ki durum, perdedeki saçmalığa güleriz. Halbuki halimiz bundan farklı değildir. Reklam ve manipülasyon bombardımanına maruz kaldığımız teknoloji yıllarında para harcayarak, pahalı şeyler alarak mutlu olmuyor muyuz? Ya da mutlu olduğumuzu sanıyoruz. Sıkıntılarımızı kısa süreliğine unutuyoruz, alışveriş yaparak içmeden sarhoş oluyoruz adeta. Perdede gördüğümüz reklam ne kadar sahteyse hayatlarımız da maalesef o kadar sahte. Peki bu kabustan kurtulmak için ne gerek bize? Gerçeğin içinden çıkıp Hayal’ e ulaşmak mı, yoksa gerçek sandığımız hayatımızın aslında hayal olduğunu kavramak mı? Serap mı gerçek, Naciye mi hayal? Atıf Yılmaz hayatta olsaydı belki şöyle cevap verirdi; Aaahh Belinda