23.05.2016

Ağaçlar Ayakta Ölür: Bir Yeşilçam Gerilimi

Asım ve karısı, yalnız yaşayan iki yaşlı insandır. Çocukları yaşamlarını yitirmiş, torunları ise büyükbabasıyla girdiği bir tartışma sonucu küçük yaşta evden kaçmıştır. Günlerden bir gün Amerika’dan bir telgraf gelir. Torunları Orhan, iki güne Türkiye’ye geleceğini yazmıştır. Aynı gün Amerika’dan gelen uçağın düştüğünü gezeteden okuyan büyükbaba olayı karısına fark ettirmemeye çalışır. Karısı daha fazla üzülmesin diye başka bir genç bulup onu torunu diye tanıtmaya karar verir. Böylece önce torununun eşiymiş gibi rol yapacak olan Semra’yı, daha sonra da torunu Orhan’ın kimliğnie bürünecek olan İzzet’i bulur. Birbirini hiç tanımayan bu iki genç insanın eve girmesiyle olaylar bambaşka bir hal alır. Çünkü herşeyin göründüğü gibi olmadığı bu hikaye kendi içinde bazı gizemler barındırır.

Rejisörlüğünü Türk sinemasının en büyük ustalarından Memduh Ün’ün yaptığı film Alejandro Casona’nın oyunundan uyarlanmıştır. Senaryoda ise Safa Önal ve Atıf Yılmaz gibi iki büyük ustanın katkıları vardır. Oyuncu kadrosunda Hulusi Kentmen, Yıldız Kenter, İzzet Günay ve Semra Sar gibi büyük isimlere rastlarız. Bütün bu isimler birleşince ortaya Türk sineması için hazine değerinde bir film çıkması gayet normal bir durum. Memduh Ün, doğal sinema dilini oyuncu yönetimindeki ustalığıyla birleştirerek bizlere izlerken zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacağımız enfes bir film armağan etmiş olur.

Bir diğer Memduh Ün başyapıtı olan Üç Arkadaş’ta olduğu gibi bu filmde de “insan” kavramı ön plandadır. İnsan olmaya dair bir hikayesi vardır Ağaçlar Ayakta Ölür’ün. Film boyunca bize eşlik eden klasik müzikler, izleyiciyi hüzünlü bir şiirin içine davet ederler. Hayatlarına devam edecek gücü kendilerinde bulamayanların, boşlukta savrulurken sevgiyi keşfedenlerin, sevdiklerini hayatta tutmak için her şeyi yapacak olanların ve gücü giderek azalsa da hala ağaçlar gibi ayakta duranların yaşamlarından kesitler sunan hüzünlü bir şiirin içine dahil oluruz.

Memduh Ün, oldukça orijinal bir çıkış noktasına sahip olan hikayeyi samimi sinema tarzıyla yoğurur. Sinemanın büyüsünü lehine kullanmayı bilen yönetmen, heyecan ve gerilim basamaklarını inşa ederken aceleci davranmaz, senaryoyu adım adım görüntüye işlerken zamanı fazlasıyla hesaplı kullanır. Büyükanneden saklanan gerçekler ve bunların arkasındaki gizem öğesi filmde ustaca işlenmiştir. Senaryodaki karakter derinliğini ise bütün oyuncular başarılı bir şekilde sırtlarlar. Karakterlerin değişimleri inandırıcı ve doğal bir biçimde gerçekleşir. Siyah beyaz görüntülerin estetiği, Memduh Ün’ün tertemiz kadrajları ve başta Yıldız Kenter ve İzzet Günay olmak üzere oyuncuların hünerleri filme gerçek kuvvetini veren özelliklerdir.

Ağaçlar Ayakta Ölür’ün yüzde sekseni büyükanne ve büyükbabanın evlerinde geçer. Ev de filmin karakterlerinden biridir adeta. Hem karakterlerin hayatlarının kesişmesi, hem de bireysel olarak kırılma noktaları yaşamaları bu ev sayesinde gerçekleşir. Aynı zamanda ev, zamanın yıprattığı eşyaların ve duyguların bulunduğu bir müze görevi de görür. Bir mucize olmasını, zamanın geriye dönmesini bekleyen bir müze. Neyse ki Yeşilçam’da mucizelere her zaman yer var…