24.07.2016

The Conjuring

Gerçek bir olaydan esinlenilmiştir“, “Gerçek bir öyküden uyarlanmıştır“. Bir filmin fragmanında ya da açılışında karşımıza çıkan bu tabir bir anda beklentinin artmasına yol açar. Bu durum çoğu zaman pazarlama stratejisi olarak kullanılsa da eğer olay iyi uyarlanmışsa ortaya çıkan sonuç mükemmel olabiliyor. Korku filmlerinde ise “gerçeklik” ibaresi türün yapıtaşlarından biri olduğu için çok daha önem arz ediyor. Son dönemlerde korku filmlerinde bu tarz örnekler git gide artmakta. Ülkemizde de revaçta olan tarzın tonla başarısız örneği bulunsa da The Conjuring, konusu ve ele aldığı karakterlerin de avantajıyla diğerlerinden ayrılıyor.

The Conjuring, 1952’de kurdukları New England Society for Psychic Research ile ruh/şeytan avcılığına çıkan Warren çiftinin aldıkları bir vakayı konu alıyor. Demonolog (iblis uzmanı) Edward Warren ve medyum eşi Lorraine Rita Warren’ın aldıkları vakalardan sinemaya uyarlanan ilk film The Conjuring değil. Amityville kasabasındaki evde gerçekleşen olayı konu alan The Amityville Horror (1979, 2005), Smurl ailesinin üzerindeki laneti anlatan The Haunting (2009), iki ev arkadaşına musallat olan oyuncak bebek Annabelle (2014) çiftin yaşadıkları olaylardan ortaya çıkan diğer filmler. Ancak The Conjuring‘in girişinde de dediği gibi 1971’de Perron ailesinin başına gelenler hem Warren çifti için, hem de filmin niteliği açısından izleyici için diğerlerinden ayrılıyor.

Perron çifti, beş kızlarıyla birlikte yeni bir çiftlik evine taşınmıştır. Başlarda her şey sıradan ilerlerken küçük kızların buldukları nesneler, evin gizemli bodrum katı, gece duyulan sesler, uykuda vücutta oluşan morluklar gibi olaylar ailenin dehşete kapılmasına yol açar. Warren’ların bir söyleşisine katılan Carolyn Perron, çözümü Warren’lardan yardım istemekte bulur.

Konusuna bakıldığında aslında oldukça klişe gözükmesine rağmen filmi türün diğer örneklerinden ayıran en önemli etmen şüphesiz Warren çifti. Ed Warren 2006’da öldü fakat Lorraine Warren hala yaşamaktadır ve filmin yönetmeni James Wan‘la birlikte çalışmış, filmde figüran olarak da görev almıştır. Lorraine’in anlattıklarının ışığında senaryolaşan film, türün tamamına yakınında gördüğümüz korku ögesi / korkan taraf çatışmasına bir etmen daha ekliyor. Evde yaşananları kendilerine has cihazlar, ses kayıtları, kameralarla kayıt altına alarak çözmeye çalışan çift, filmin atmosferini değiştirip belgeselvari bir havaya bürüyor ve klişelerle dolu olmasına rağmen filmin çok daha ciddi gözükmesini sağlıyor.

The Conjuring‘in önümüzdeki yaz devam filmi geliyor. Film, 1977’de gazetelerde dahi yer eden ve Peggy Harper ve iki kızının yaşadıklarından oluşan Enfield olayına değinecek. Warren’ların yaşadıklarının, aldıkları vakaların ne derece doğru olduğu bilinmez. İnanıp inanmamak da kişiden kişiye değişebilecek bir durum. Ancak şüphesiz çiftin lanetli eşyalardan oluşturdukları  The Warren’s Occult Museum ve Warren’ların yazdığı ya da onlar adına yazılan kitaplar direkt ya da dolaylı yoldan birçok korku filmine ilham kaynağı oldu, olmaya da devam edecek.