24.07.2016

The Descent

The DescentIssız bir ormana geziye çıkan arkadaş grubu, başlarda yolunda giden işlerin bir anda bozulması, grup üyelerinin teker teker ölmesi ve filmin sonunda hayatta kalmayı başaran ana karakter… Bunlar hollywood tarzı korku filmlerinin çoğunda karşımıza çıkan, olmazsa olmaz klişelerden bazıları. Bahsedilen klişelerin hepsine birden sahip olan ucuz filmler olduğu gibi en özgün senaryolu korku filminde dahi bu maddelerden bir – ikisini görmek şaşırtıcı değil. 2005 İngiliz yapımı The Descent, tüm bu ezberlere sahip olmasına rağmen farklı yaklaşımıyla 2000 sonrası karşımıza çıkan birbirinin benzeri tonla korku filminin içinde öne çıkmayı başarıyor.

Film, birlikte extreme sporlar yapan bir grup kadınla açılıyor. Arkadaş grubunun üyelerinden Sarah, ailesiyle birlikte (kocası ve küçük kızı) raftingin ardından eve dönerken geçirdiği korkunç trafik kazası sonrası tüm ailesini yitiriyor. Bu kayıp Sarah’ı depresif hatta deliliğe varan bir ruh haline sürüklüyor. Birlikte spor yaptığı grup ise Sarah’ı normal hayata adapte edebilmek için bir araya gelip mağara inişi gerçekleştirmek amacıyla kamp düzenliyor. Başlarda oldukça eğlenceli geçen kamp ve mağara inişi önce doğal etmenler devamında da mağarada ortaya çıkan garipliklerle korkunç bir hale dönüşüyor.

The Descent, bir korku filmi olmasına rağmen ilk 1 saati hayatta hiçbir amacı kalmamış bir kadının ruh halini yansıtmayla ve mağaradaki karanlık kırmızı tonların ağırlıkta olduğu ortamda klostrofobi tetikleyici sahnelerle geçiyor. Filmin temelindeki korku ögesi olan yaratıkların ortaya çıkmasından itibaren bir anda tempo artıyor ve psikolojik gerilim – dram atmosferi yerini şiddet, kan ağırlıklı gore sahnelere bırakıyor. Yazının başında değindiğimiz tüm klişelere sahip olmasına rağmen The Descent, teker teker ölümleri bir altmetinle doldurarak ve finalinde yorumu seyirciye bırakarak tatmin edici bir final yapmayı başarıyor.

descentFilmin en dikkat çeken özelliği, grubu oluşturan tüm karakterlerin kadın olması… Aslında oldukça sıradan olan bu durum bize alıştırılan ezbere ters olduğu için dikkatimizi çekiyor. Sinema dünyasının genel sıkıntılarından olan yoksunluğa korku türünde rastlamak çok daha zor. Bechdel testinden ( en az iki kadın karakter,  bu iki kadın karakterin birbirleriyle diyaloğu,  karakterlerin bir erkekten başka bir şey hakkında konuşması) geçmeyi başaran film, kadın karakterlerimiz hayatta kalma mücadelesi verirken karakterler arası çatışmayı geçmişe dayanan ve merkezinde erkek olan bir sırra bağlayarak tepetaklak oluyor ve film boyunca hakim olan feminist havayı yerle bir ediyor.

İki kadın arası çatışmayı bir erkeğe bağlama sığlığına, ortaya çıkan yaratıklara dair pek dişe dokunur bilgiler vermemesine ve yoruma açık bırakarak güçlendirdiği finalini devam filmiyle zedelemesine rağmen The Descent, 2000 sonrası korku sinemasının ortalama üstü örneklerinden biri.