26.05.2017

Ali, Düşlerinde Özgür Dünya

Özge YAĞMUR

Öğrenci Kolektifleri’nin sinema birimi olan Kolektif Sinema tarafından çekilen belgeselin galası Eskişehir Uluslararası 4. Gençlik Filmleri Festivali’nde Korkmaz ailesinin de katılımıyla gerçekleşmişti. Belgeselin Ankara gösterimi aslında 12 Mart’ta olacaktı fakat mâlum bir keder, toplumsal bir yas dolayısıyla ertelenmişti. 18 Mart sadece belgeselin gösterim tarihi değil, Ali İsmail’in de doğum günüydü. Dolayısıyla ertelenen gösterimle ODTÜ muazzam bir anma, yaşatma ritüeline ev sahipliği yaptı.

Ali İsmail kimdir? Ona yapılanlar neden unutulmamalıdır? Onu unutmamak için neler yapılıyor? gibi sorular cevaplarıyla birlikte “Ali Düşlerinde Özgür Dünya” belgeselinde. Geçen yıl 2 Haziran’da, Eskişehir’de Gezi Parkı protestoları sırasında darp edilen ve 38 gün komada kaldıktan sonra hayatını kaybeden, hep 19 yaşında kalacak bir delikanlının hikâyesini konu ediniyor.

“Sokakları zapt edenler olarak beyazperdeyi zapt etmek istedik.”
 diyorlar ve “Direniş Sineması” başlığı altında zamanla konuşulacak, tartışılacak, değerlendirmelere tabii tutulacak bir belgesel çıkıyor ortaya. Unutturmaya çalışanlara inat unutulmasın diye. Sıralara, amfilere, kütüphanelere, fidanlara veriyorlar adını; parklara, bulvarlara, köprülere… Tutkuyla bağlı olduğu Fenerbahçe, marşlarıyla onurlandırıyor ismini. “Ağlama duvarı değil mücadele anıtı” diyorlar Eskişehir’deki heykeli için. Direnişimizin simgesi diyorlar ve devam ediyorlar. Acıyı hissediyorsunuz ve onun için yapacaklarınız tarihi bir göreve dönüşüyor. Kafelerde, otobüslerde “Katillerim aranızda dolaşıyor! Benim adım Ali İsmail Korkmaz!” diye feryat ediyorlar. “Siyasî davalar toplumsallaşmadan sonuç alamıyoruz. Tüm çabamız bu yüzden. Bu yüzden direnişimizin simgesi, acı kaybımız Ali’yi ne unutacağız ne unutturacağız.”

Kamusal alanımızın işgali ve özgürlüklerimizin elimizden alınması tehlikesine rağmen Ali’yle omuz omuza direnen direnişçiler anlatıyor onu… Kamera kayıtları analiz ediliyor, süreç değerlendiriliyor. Gönüllü avukatlar mahkeme sürecindeki usulsüzlükleri, toplum vicdanına ters düşen hukuksuzluğu değerlendiriyor. Davanın Eskişehir’den Kayseri’ye neden alındığını sorguluyorlar mesela. “Adliyeden sokağa değil; sokaktan adliyeye adalet sağlanacak.” deniyor. Bir vali çıkıyor ve tek cümlesiyle yangını körüklüyor. Vali İstifa Mitingi yaşanıyor onca kederin arasında. Öyle öfkeleniyor, öyle reddediyor insanlar kokuşmuşluğu. Sonra bir cesur gazeteci çıkıp tek tek çürütüyor argümanları. Tıpkı bir meşalenin yakılışı, karanlığa isyanı gibi… Biri kürsülerden bağırıyor “Emri ben verdim!”,  bir bakmışsın ölüm sıradanlaşıyor çocuklarımıza. Doktorların yemini var imiş bir zamanlar; maktulün kuzeni anlatıyor, ablası içleniyor. Bir baba var ki, yorgun düşmüş yaşamaktan, kelimelerine vuruyor. Bir anne var ki, boğazı düğümleniyor. Ve öbür yarısı, abisi çıkıyor diyor ki…

“Sen yanmasan… Ben yanmasam… Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa? Biz yandık!”

“Hadi şimdi nefes al”  der gibi. Hadi şimdi hiç olmamış gibi devam et. Kolay mı? Ali oluyor sana, Ali’m. Uyan Ali’m diye diye yanağından süzülüveriyor kederi…

*Belgeseli ana akım medyada, devlet televizyonlarında görmek zor. Nitekim teknik olarak ve çok daha zenginleştirilmiş içerikleriyle 12 Eylül ve 28 Şubat Belgesellerini aratmayacak bir Gezi arşivi oluşmaya başladı. Protestolar esnasında kayıt yapıp da, emir büyük yerden hani, kanal arşivlerinde toz tutan kasetlerin de kullanılacağı nice özgür sanatlara… Bu toprakların acı kayıplarını sinema alanında ölümsüzleştiren, ölümsüzleştirecek olan herkese teşekkürler. Dilerim biz andıkça bir nebze olsun diner analarımızın acıları.

*Bu yazı daha önce Filmloverss’da yayınlanmıştır