09.10.2017

O AN: Europa Europa

Perdede Başarıyla Hayat Bulan Gerçek Bir Hayat Hikâyesi

Polonya Yeni Dalga’sının en önemli isimlerinden biri olan ve filmografisinin neredeyse hepsini İkinci Dünya Savaşı’na ve böylelikle de Holokost’a adayan Agnieszka Holland, özellikle In Darkness ve Europa Europa ile oldukça ses getiren filmlerin mimarı olmuştur. Bu filmler İkinci Dünya Savaşı sürecini ve bu süreçte Adolf Hitler önderliğinde yapılan ve tarihin en utanç verici soykırımlarından biri olan Holokost’u odağına alır. Europa Europa, her ne kadar yönetmenin başyapıtı olma fırsatını In Darkness’a kaptırsa da gerçek bir hayat hikâyesini perdeye taşıma konusunda oldukça başarılı. Gerçi Solomon karakterinin yaptıkları daha doğrusu hayatta kalmak adına kendine çizdiği rotası fazlasıyla kabul edilemez bir yol.

Birçok açıdan kahraman değil de bir anti kahraman profili çizen Solomon’un peşinden sürüklendiğimiz filmde onun vesilesiyle hem Nazilerin eğitim verdiği kurumlara hem de Stalin döneminin Sovyet Rusyasındaki eğitim kurumlarına konuk oluruz. Holland, en başta Hitler’e Polonyalı olduğu için de kuşkusuz Stalin’e öfke bileyen biridir. Zira Stalin Polonya halkının katledilmesinde doğrudan parmağı olan kişi olarak bilinir. Özellikle Katy Katliamı’nın mimarı olduğu ve katliamı yapmadan önce Hitler ile anlaşma yaptığı artık inkâr edilemez bir gerçek. Her ne kadar Nazizm’in önünü kesmek, teslim olmamak adına yapılmış olsa da masum insanların sebepsizce katledilmesini telafi edemez elbette. İşte Holland, bir dönemin iki büyük liderini bir araya getirdiği kısacık bir rüya sahnesi ile Stalin ve Hitler’e karşı olan düşüncesini oldukça metaforik bir yolla gözler önüne serer.

Hitler ile Stalin Romantizmi

Sahne, bir Kilise’nin içinde başlar. Yalnız bu Kilise bilinen versiyonlarından oldukça farklıdır. Hıristiyanlığı kutsayan Nazi rejimi ile Ateizmi benimseyen Sovyet Rusya’nın bir sentezini barındırır. Sovyet Rusya’nın doğuşuna öncülük etmiş, fikir babası olmuş liderlerin resimleriyle döşeli Kilise, birazdan vuku bulacak dans sahnesinde göreceklerimizin bir habercisidir adeta. Duvardaki Stalin resmini ve önünde Stalin rejiminde eğitim gören çocukların varlığını görmemizle müziğin başlamasına ve dans pistinde iki önemli devlet liderinin romantik bir çift edasıyla salınarak dans etmesine şahit oluruz. Her ne kadar müziğin tonu, etrafta gördüğümüz çocuklar vs sahneyi yumuşatmaya çalışsalar da nafiledir. Ne de olsa katliamcı, faşist Hitler’in, sanata verdiği önemi temsilen çevresinde dolanan balerin kız çocuklarının seyirciyi kandıramadığı ya da sosyalist bir eğitimden geçen çocukların gelecek adına bize umutlu yarınları ifade edemediği gibi.

Çift kutuplu dünyanın en uç yerlerinde bulunan iki büyük dünya liderinin kol kola dans ettirildiği sahne fazlasıyla sert, bana kalırsa biraz da haddini aşan bir fikre sahip elbette. Lakin her ne kadar sahneyi ben ve benim gibi birçok seyirci abartılı bulsa da Stalin ile Hitler’in aynı kefeye konulmaması gerektiği düşünülse de Holland’ın fikrini perdeye aktardığı sahnenin etkileyiciliği hakkında herkesin hem fikir olduğu tartışmasız bir gerçek.