11.07.2017

O An: Hayat Var

Mert Yıldırım

Kendine has tarzıyla yeni Türk sinemasında oldukça başarılı filmlere imza atan Reha Erdem, Hayat Var filminde bir kızın büyüme hikâyesini anlatır. Hayat (Elit İşcan), annesi olmadan hayatın tüm zorluklarını omuzlarında hissetmektedir. Babası ve dedesiyle birlikte mutsuz bir hayat yaşamaktadır. Ergenliğe girdikten sonra yaşam onun için daha karmaşık bir hale bürünür ve büyümek bir sorun haline gelir.

Sahnemiz Hayat’ın tek başına sahilde oturarak babasını beklemesiyle başlar. Hayat okula babasıyla birlikte gidip gelmektedir. Babası (Erdal Beşikçioğlu), kızını ve babasına bakabilmek için balıkçılık yapar. Her sabah ve her akşam kızını karşı yakadaki okuluna bırakıp alır. Hayat, babasını beklerken ninniye benzer sesler çıkarır. Bu sesler filmin çoğu sahnesinde yer alır. Hayat’ın mırıldandığı bu ses aslında çocukluğuna duyulan özlemi çağırıştır. Babasının gelmeyeceğini anlayınca İstanbul’daki gece hayatının içinde bulur kendisini.

Bir yandan ninni mırıldanarak karanlık yollarda yürüyen Hayat, etrafındaki yaşama karışır. Arka fonda Orhan Gencebay’ın Seveceksin şarkısı çalmaktadır bu sahnemizde. Aslında bu şarkı hayata dair bütün mesajları içinde barındırıyor. Gözlemci edasıyla etrafını süzen kız için İstanbul’un karanlık yüzü oldukça ilginçtir. Bu sahne, onun ne kadar yalnız olduğunu anlatır.

Cinsellikle ilk karşılaşma

Hayat, çok yalnızdır film boyunca. Etrafında sınıf arkadaşları, dedesi, babası olsa bile dünyaya karşı yalnız bir şekilde yaşamını sürdürür. Toplumsal baskı onun için kaçınılmaz bir gerçektir. Bu sahnede de yalnızlığını bir kez daha hisseder. Yürüdüğü yolda bir sürü insan vardır ama yanında onu anlayacak kimse yoktur.

Arabada öpüşen çifti gördüğünde şaşırır. Çünkü ergenlik döneminde cinsellikle ilk kez karşılaştığı bir manzaradır bu. O yüzden bu çifte uzun uzun bakar. Daha sonra çiftin de kendisini fark ettiğini görünce ıssız İstanbul sokaklarında yürümeye devam eder. Bu çift, toplumdaki örtük cinsel yaşamı da temsil eder.

Hayat sanki ilk kez her şeyi keşfediyormuş gibi bir ruh halindedir. Onun için dünya çözülmesi gereken bir bilmecedir. Etrafındaki olup biteni bir türlü kendi içinde anlamlandıramaz. İnsanların kötü huylarına karşı mücadele etmek için yeterli gücü kendisinde bulamaz. O nedenle sessizliği tercih eder. Sessizlik onun için yatıştırıcı görevi görmektedir. Mırıldandığı bu ses onun hala çocuk yanından kopamadığını da işaret eder aslında.

Sokaklarında dolaştığı şehir ise oldukça farklıdır onun gözünde. Bambaşka hayatların olduğunu ilk kez o zaman anlar. Arabesk müziği duyduğunda verdiği tepki sanki hipnoz olmuş bir insanın tepkisine benzer. Issız yolda yürüyen Hayat’ın hayalleri koca şehrin karanlığa karışır.