05.09.2016

O AN: The Neon Demon

The Neon Demon (2)

Filmlerindeki farklı tarzıyla dikkat çeken Nicolas Winding Refn, yakın zamanda izleme şansı bulduğumuz son filmi The Neon Demon ile de aynı çizgide ilerlediğini göstermiş oldu. Oldukça klişe olabilecek bir mevzuyu işleyiş tarzıyla, bambaşka bir yere taşımış, atmosferi ile izleyenleri büyülemiş bir film The Neon Demon. Manken ve model olmak ümidiyle taşradan kalkıp, Los Angelse’a gelen Jesse (Elle Fanning), saf ve etkileyici güzelliğiyle üçer beşer şöhret basamaklarını tırmanır. Bu süreçte gencecik kızımız, kendini de keşfeder. Biz onu tanıdıkça o da kendisini tanır. Jesse’nin ürkek adımlarla girdiği şöhret dünyasının zirvesine tırmandığı an, yaşadığı dönüşüm ise akıllardan çıkacak gibi değildir. Jesse, tıpkı ürkek ve sevimli bir kedi yavrusu gibi yanaştığı kapının dışından içeri girmiş ve içerinin başköşesine oturmaya hak kazanmıştır. Kimilerinin yıllarca, türlü cefalar, fedakârlıklarla elde edemediğini başarır. Jesse, sektörün en önemli defilesinde baş manken olarak seçilir. Sonra mı? Sonrası sahnemizde saklı.

Jesse’nin, diğer mankenlerin arkasından sahneye ilerlemesiyle başlar her şey. Fondaki techno müzik eşliğinde, öncelikle yan profilinden gördüğümüz Jesse, filmde kendine metafor olarak addedilen pumanın kuyruğu gibi örgülü saçı ve çekici elbisesiyle boy gösterir. Jesse’nin yüzünde patlayan ışıklar haricinde onu izleyen ve hayran kalan insan kalabalığına şahit etmez bizleri Winding Refn. Onu izleyen insan kalabalığının, yüzlerdeki hayranlığın şiddetini ancak Jesse’nin kendisini izleyerek tahayyül edebiliriz. Zira Jesse, yaşadığı hazzın etkisini yüzündeki ifadeyle fazlasıyla aşikâr eder. Zaten Jesse’nin yaşadığı haz duygusu, hemencecik onu dış dünyadan kopararak, iç dünyasına döndürür. Jesse, cinselliği simgeleyen pentagram üçgenini karşısında görür ve üçgenin her bir bölmesinde de kendisini. Bu üç Jesse, kendisini büyük bir arzu nesnesi olarak fazlasıyla kıskanan Ruby, Gigi ve Sarah’dır aslında. Ruby, Gigi ve Sarah’ın içindeki kıskançlık, hırs, intikam ve daha birçok kötülük Jesse’nin ruhunun derinliklerinde saklandıkları yerden gün yüzüne çıkarlar. Yeni kişilik özellikleriyle kendine olan aşkını tıpkı suya bakıp da kendine hayran kalan Narkissos gibi tamamlar. Kendini öpmeye başlaması ile sahnenin mavi olan tonu da kırmızıya döner. Jesse, içindeki şeytanı keşfetmiş bir şekilde sahneyi terk eder. Hem de karanlığın içine çekilerek.  Patlayan ışıkların gerilimi arttırdığı, renklerin göz aldığı, müziğin insanın taa en derinine hitap ettiği bu büyüleyici anlar adeta akıllara kazınan türden bir sahne kesinlikle.