13.03.2018

O AN: The Shape of Water

Büyüleyici Bir Final

Meksikalı yönetmen Guillermo del Toro’nun bu yıl Akademi tarafından on üç dalda Oscar’a aday gösterilen ve bu ödüllerden En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Müzik dallarında ödülü kucaklayan filmi The Shape of Water, masalsı bir aşk hikâyesi anlatıyor. Del Toro’nun tüm filmografisine sirayet eden masalsı hikâyeleri, soğuk savaş döneminin kasvetli, korkutucu dünyasının içerisine doğan umut oluyor adeta. Amazonlardan getirilen bir su yaratığı ile konuşma engelli Elisa (Sally Hawkins) arasında doğan yakınlaşma kısa sürede büyük bir aşka dönüşüyor. Bir devlet tesisinde temizlik görevlisi olarak çalışan Elisa, burada karşılaştığı insansı yaratığa aslında görür görmez vuruluyor. Zamanla aralarındaki iletişimi geliştiren ikili birbirlerine adeta tutuluyorlar. Lakin her aşk hikâyesinde olduğu gibi önlerinde birçok tabu, engel ve ön yargı olduğu için onları zorlu bir süreç karşılıyor. Fakat aradaki derin tutku, tüm engelleri aşarak tıpkı masallarda olduğu gibi mutlu sona ulaşıyor. Hem de büyüleyici bir final sahnesi ile.

Elisa sahip olduğu yegâne arkadaşları Giles ve Zelda ile birlikte sevdiğini esaretten kurtararak, ait olduğu yere uğrulamak üzeredir. Fakat henüz film tüm kozlarını oynamamıştır. Son anda filmin antagonisti olan Richard (Michael Shannon) gelir ve bu iki sevdalıyı da kurşunlarıyla alt etmeye çalışır. Hatta filmin mutsuz son ile final yaptığını düşünmeye başlarız. Bu erken final sahnesi oldukça alışılagelen bir vedaya sahne oluyordur: Âşıklar el ele tutuşarak son nefeslerini verirler. Fakat o da ne? Kendini tekrar yenileyerek yaralarını iyileştiren Amfibi Adam (Doug Jones), Elisa’yı da kucaklayarak asıl yaşam alanına, suya geri döner.

Tersine Evrim

Suyun içerisine giren Elisa, tıpkı Pamuk Prenses masalında olduğu gibi bir öpücükle hayata dönüp nefes almaya başlar. Tabii bu nefes alış artık insan anatomisinde olduğu gibi değil de sudaki canlıların yaptığı gibi solungaçlardan gerçekleşir. Elisa’nın boynundaki belli belirsiz izler gerçek birer solungaca dönüşür. Zaten filmi izlerken Elisa’nın çocukken su kenarında bulunduğunu öğrenmiş olduğumuz için şaşırmayız. Aksine film boyunca del Toro tarafından eteğimize bırakılan birçok taş, yerli yerine oturur. Elisa nasıl aşkına hayat verip onu yaşam alanına kavuşturduysa o da Elisa’ya hayat verir. Filmin orijinal isminin anlamında olduğu gibi Elisa, suyun şeklini hemencecik alarak yepyeni bir hayata kulaç atar.

The Shape of Water’daki aşk hikâyesi sadece cinsiyet ikilemini ortadan kaldırmakla kalmayıp aşkın sadece insanların arasında yaşanabileceği algısını da ters yüz eder. Üstelik cazip olanı insanların yaşadığı hayat olarak da göstermez. Yine bir başka masal ile ilgili parantez açacak olursak; akıllara Kurbağa Prens masalı gelir. Masalda prenses, kurbağayı öpünce kurbağa, prense dönüşür ve insanlar âleminde mutlu mesut yaşanırdı. Filmimizde ise del Toro, sadece sinema anlamında genel geçer kodları alt üst etmekle kalmayıp masallar âlemini de yapı bozuma uğratır. Bu kez insan diğer yaşamı seçer. İnsanın peşinden değil de diğerinin peşinden gidilir. Aşkın ne cinsiyet ne dil ne renk ne de tür tanımayacağını yarattığı büyüleyici dünyasında anlatan The Shape of Water, finalde Elisa’ya aldırdığı derin nefesi aslında tüm insanlığa aldırmak ister. Derin bir nefes alarak algılarınızı, genel geçer yargılarınızı, alışkanlıklarınızı bir gözden geçirip hayatınıza farklı bir kapı aralamaya ne dersiniz der gibidir. Alexandre Desplat’in muhteşem müziklerinden Underwater Kiss’in sahnede oynadığı rolü de es geçmemek gerek. Böylesi bir final sahnesine çok yakışan piano tınıları akıllardan çıkacak gibi değildir.