11.04.2017

İFF – Dünya Festivallerinden: Ana, Sevgilim

Bir İlişkinin Otopsisi

Esas çıkışını 2013 yılı yapımı filmi Çocuk Pozu ile yakalayan Romen yönetmen Calin Peter Netzer‘in yeni filmi Ana, Sevgilim (Ana, Monamour) bir ilişkinin otopsisini çıkarıyor. Filme adını veren Ana (Diana Cavallioti) ile Toma’nın (Mircea Postelnicu) aşkını didik didik eden yönetmen Netzer, anlatımında kırdığı zaman akışı ile biraz kafa karışıklığına sebep olsa da yarattığı zamansızlık filme farklı bir güzellik katıyor.

Sayılabilecek zaman dilimleri olarak üç farklı zamanda geçen hikâyede geriye dönüşlerin içindeki atıflarla da hikâyenin öncesine dair ipuçları veriliyor. Ana ile Toma’nın tanışması, ilişki evreleri (buna evlilikleri de dahil tabii ki) ve Toma’nın anlatısı ile doldurulan üç zaman o kadar birbirine geçiyor ki zamansızlık ve aynı zamanlılık yakalanabiliyor diyebiliriz. Asında reel zaman olarak kullanılan ve üst kurmacayı oluşturan dilim, Toma’nın anlattıklarını içeren şimdiki zaman. Bu zaman dilimi az kullanılsa da filmin tamamı üzerinde en büyük baskı unsuru da aslında “şimdiki zaman”. Çünkü biz anlatılanları Toma’nın ağzından çıkanlar olarak da dinliyoruz.

Aşk’ın Tarafları

Kadının, erkeğin ve bir müddet sonra işin içine giren ailelerin ilişkiyi şekillendirme hallerine dair ayrıntılar da sunan Ana, Sevgilim esas cümlelerini söylemedikleri üzerinden kuruyor aslında. Ana’nın tanımlayamadığımız bir rahatsızlığı bulunduğunu bize ilk sahnede gösteren yönetmen, Ana ve Toma’nın ilişkisinin başlangıç noktası olarak da aynı sahneyi kullanıyor. Bir anda hastalık-aşk alegorisi kurabileceğimiz bu sahne, ilerleyen dakikalarda ileri sıçrayışlar ve geri dönüşlerle şekillenecek hikâyenin ilk nüvesi olduğundan da önem taşıyor.

Bir birlikteliğin getirdiği iyi kötü her türlü durumu kabullenmeyi ve onunla ilerlemeyi görev gibi yapan Toma’nın Ana’ya hissettikleri, onun hastalığını tedavi etme ve bunu birlikte yaşama sorumluluğunu da beraberinde getiriyor. Aslında Toma bir bakıma “aşk”ın sorumlu tarafı olarak görünüyor. Öte yandan aşkını da hastalığı gibi yaşayan Ana, krizlerin geleceği zamanı bilmiyor, tedavi için önerilen yöntemleri yarım yamalak uyguluyor, ilaçlarını almayı reddedebiliyor ve “aşk”ın sorunlu tarafı gibi görünüyor. Ancak bu tarafların nitelendirilme halleri zaman akışının kırılışıyla birbiri içine geçebiliyor. Birbirini takip eden sahnelerin yarattığı iç içe geçmiş zaman hissiyatı, ilişkinin kronolojik gelişimini takip etmemizi zorlaştırıyor.

Netice itibarıyla aslında yeni bir şey söylemesini pek de beklemediğimiz bir hikâyeden birtakım önemli detaylar çıkarabilen Netzer; özellikle minnet duygusuna dair çıkarımlar yapabileceğimiz bir senaryo kurgulamış. Belki Toma’nın Ana’dan beklediği ve Ana’nın duymak istemediği minnet duygusu ile sürdürülmesi imkansız hale gelen bir ilişkinin son demlerinde hikâyeyi iyice muğlaklaştıran yönetmen, izleyicide birtakım soru işaretleri bırakıyor.

Sabrı biraz zorlayan ayrıntılarla bazen hikâyenin gidişine ket vurduğunu düşündüğümüz sahne seçimleri zaman biraz ilerleyince farklı gelişmeleri aydınlatan birer ayrıntıya dönüşse de matematik problemi gibi bir anlatım izleyiciyi bıktırabilir. Yine de Ana, Sevgilim‘e bir şans vermek gerekiyor.