27.05.2017

ELEŞTİRİ: Annabelle

Geçen yılın en iddialı korku filmlerinden The Conjuring (2013)’i izleyenler oyuncak müzesinde kilit altında tutulan korkutucu bebek “Annabelle”i hatırlayacaklardır. John R. Leonetti yönetimindeki “Annabelle”, işte bu bebeğin müzeye kapatılmadan önceki hikayesini anlatıyor ve bir nevi The Conjuring’in “spin-off” projesine dönüşüyor. The Conjuring’in yönetmeni James Wan bu sefer yapımcı koltuğuna otururken, görüntü yönetmeni Leonetti ise yönetmenliğe terfi ediyor.

Korku sineması kuşkusuz inanç kavramı üzerinden daha gerçekçi temellere sahip olan cin ve şeytan filmlerine yönelmiş durumda, zira eskisi gibi hayalet, peri ve oyuncak bebek üzerine kurulu korkular büyük oranda işlevini yitirmiş halde. Bu yüzden eskiden gerçekten korkarak izlediğimiz The Haunting (1999) gibi perili filmler, Ghost Ship (2002) gibi hayalet filmleri ya da Child’s Play (1988) gibi katil bebek filmleri günümüz seyircisine inandırıcılıktan uzak ya da komik gelebiliyor. Böyle bir ortamda “Chucky” misali yeni bir oyuncak bebek üzerinden korku filmi çekmek aslında başlı başına riskli bir iş. The Conjuring referansı ve yapımcılıktaki James Wan ismi filme seyirci çekmekte katkı sağlayacak unsurlar olsa da önemli olan filmin “oyuncak bebek” üzerinden korkutabilmeyi günümüzde başarıp başaramadığı. Bu konuda maalesef olumlu şeyler söyleyebilmek pek mümkün olmuyor.

Annabelle, ürkütücü oyuncak bebek motifiyle afişinden Chucky tarzı bir film gibi gözükse de daha ziyade Rosemary’s Baby (1968) yapısında bir film modeli inşa etmeye çalışıyor. Bu yüzden ana karakterin adının Mia oluşunu da Mia Farrow’a gönderme olarak okumak mümkün. Bunu yaparken giriş kısmını karakterlerin hayatlarıyla, konuşmalarla biraz fazla uzatması filmin ilk yarısında birkaç sahne haricinde korku ögelerinin azlığına sebebiyet veriyor. Sadece “oyuncak bebek” üzerinden izleyiciyi korkutamayacağını anlayan Leonetti, filminin başlangıcını ünlü seri katil Charles Manson ve müritlerinin ABD banliyölerinde cirit attığı gerçek bir arka plana dayandırarak işini garantiye almaya çalışıyor. İkinci yarıda ise Insidious (2010)’u hatırlatan ve şeytanı görsel olarak tasvir eden korku hamleleriyle öne çıkarak “oyuncak bebek”i sadece bir simge olarak kullanıyor. Diğer tüm oyuncak bebekler içerisinde çirkinliğiyle ve kötü bakışlarıyla sırıtan bu bebeğin neden her seferinde “ayy ne kadar tatlı” dercesine sevildiğine ve oyuncaklar arasında baş köşeye konulduğuna ise hala anlam verememeye devam ediyoruz.

Başrol oyuncuları Annabelle Wallis (Mia) ve Ward Horton (John)’un olaylar karşısındaki inandırıcılıktan uzak performansları filmin en zayıf yönlerinin başında geliyor. Özellikle Wallis’in hareket eden bir oyuncak bebek, kendisine saldırırken boyut değiştiren bir ruh, ya da kanlı canlı bir şeytan ile karşılaştığında verdiği tepkilerin sıradanlığı sonraki sahneleri ciddiye alabilmemizi engelliyor. Dolayısıyla The Conjuring’teki Vera Farmiga – Patrick Wilson ikilisi gibi filmin daha da ciddiye alınmasını sağlayacak profesyonel performanslara burada rastlamak mümkün olmuyor. Leonetti’nin James Wan yetkinliğinde bir yönetmen olmaması filmin kolay unutulacak bir “spin-off” projesi olmasına sebebiyet veriyor.

James Wan’ın atmosfer olarak güçlü filmlerinin görüntü yönetmeni olarak tanınan John R. Leonetti’nin yönetmenlik olarak Annabelle haricinde Mortal Kombat: Annihilation (1997) ve The Butterfly Effect 2 (2006) gibi başarısızlıklara imza attığını da düşününce görüntü yönetmeni olarak kalması daha hayırlı gözüküyor. Yakın zamanda Christopher Nolan’ın Oscar ödüllü görüntü yönetmeni Wally Pfister’ın yönettiği Transcendence (2013)’in de aynı başarısızlığa uğraması iyi bir görüntü yönetmeninin aynı zamanda iyi bir yönetmen olduğu anlamına gelmediğini gözler önüne seriyor.