27.06.2019

Annabelle 3: Az Pişmiş Korku Seansı

Yazarın Film Puanı: 10/4

2013 yılında James Wan ilk korku seansı filmiyle paranormal, iblis, hayalet temalı filmlere aslında aşina olduğumuz ama özlediğimiz bir işleyiş getirdi. Benzerlerinin aksine hem 80’lerdeki korku klasiklerine modern dünyanın bir saygı duruşuydu hem de gerilim temposu, dozajı ustacaydı. Klişelerini çok iyi kullanan ve heyecanla sürüklenen her iki Korku Seansı filmi de günümüzün en çarpıcı işlerinden biri olarak tür sinemasında yukarıdaki yerini aldı. Ne yazık ki bu başarı spin-off filmlerde mevcut olamadı. İlk Annabelle filmi ile ikinci Annabelle filminin yine kurtarır yanları olsa da geçtiğimiz sene çıkan The Nun (esas anlamı Rahibe olsa da ülkemizde absürt biçimde “Dehşetin Yüzü” gibi bir isimle gösterildi) gerçek bir felaket olarak bu evrendeki yerini aldı.

Bu hafta sinemalarımızı ziyaret eden “Annabelle 3” ise duyuru sürecinde Korku Seansı 3 mü olacak yoksa Annabelle filmi mi olacak tartışıla tartışıla bugüne kadar geldi. Çıkacak olan filmi üçüncü Annabelle filmiydi. Normalde spin-off hikâyelerde yer almayan ve orijinal filmlerin ana karakterleri olan “Ed-Lorraine Warren” çifti bu üçüncü Annabelle filminde karşımıza çıkıyor! O yüzden filmin Korku Seansı’ndan hallice olma düşüncesi kaçınılmazdı ama işler düşündüğünüzden çok daha farklı…

Anlamsız Bir James Wan Taklidi

Önceki Annabelle filmlerinin senaristi olan Gary Deuberman bu kez yönetmen koltuğuna oturuyor. İlk Korku Seansı filminin başlangıcında tanıştığımız Annabelle’in Warrenler’ın evine getirilip kutsanarak cam vitrine kapatıldıktan sonrasını anlatan film aslında doğru bir evren filmi olduğunu hatırlatırcasına Ed ve Lorraine Warren’a kısıtlı ekran süresi veriyor. Bu doğru bir tercih çünkü bu bir Annabelle filmi. İlk Korku Seansı’ndaki olayı çözmek için yola koyulan Warrenler minik kızları Judy’e kendileri yokken bakması için Mary Ellen’ı çağırıyorlar. Mary Ellen’ın arkadaşının da merakına yenip düşüp eve gelmesiyle başlayan ve aşama aşama eve yayılmaya başlıyor Annabelle’in laneti. İlk gözüme çarpan şey filmin çoğu sahnesindeki tercihlerin bana ikinci Korku Seansı filmini hatırlatması oldu. Hatta bir ara Ed Warren eline gitarı aldığında ikinci filmdeki şahane Elvis Presley taklidi sahnesinin kopyalanacağını düşündüm. Neyse ki olmadı. Film özellikle ilk yarısında karakterlerinin bizimle bağ kurması için onlara ve onların sorunlarına, ailevi ve ilişki problemlerine bolca yer ayırıyor.

Küçük küçük gerilimleri veriyor olsa da ilk yarının klasik bir banliyö gençlik filmini anımsattığı inkar edilemez. Ama bu filmi hantallaştırıyor ne yazık ki. James Wan de karakterlerine zaman ayırıp onların sorunlarını bizlere anlatıyordu ama filmlerin lezzetini artırıyordu. Burada ise bu ne yazık ki pek ilgimizi çekmiyor. Film ikinci yarısında gerilim/korku yakasına geldiğindeyse bugüne kadar duyduğumuz Korku Seansı’na ait tüm kötücül varlıkları bünyesinde toplamaya çalışıyor. Evet her birine eş payda da gerilim güzelce dağıtılmış ama nedense bir ara korku türünde Müzede Bir Gece izliyormuş düşüncesinden alıkoyamadım kendimi. Yönetmen Dauberman kendine ait çok pek bir şey katamamış film içerisine. Öyle ki ikinci Korku Seansı’ndaki tablodan çıkan rahibe sahnesinin neredeyse aynı tekniği bu filmde var! Bu bağlamda ikinci Annabelle filminin yönetmeni David F. Sandberg’in daha iyi bir iş çıkardığını söylemek mümkün.

Türler Arası Yolculuğa Çıkarmak Her Zaman İyi Değildir

Geçtiğimiz sene izlediğimiz ve sadece evrenin değil yılın da en kötü filmlerinden olan “The Nun”ında artık fenalıklar geçirilen noktası sürekli mizah, komedi ekleme isteğiydi. Ama bunu ekleyemeyince film bir parodiden hallice vaziyete evriliyordu. Tabiî ki burada durum o kadar vahim değil. Buradaki birkaç esprinin güldürdüğünü bile söyleyebilirim. Ama gerek yok. Esprilerin zorlamalığı açıkçası yine hikâyeyi hantallaştıran unsurlardan birisi. Büyük ihtimalle bu doğrudan James Wan’in tercihi. Kurduğu sinematik evrende korkunun yanında daha farklı türleri de izleyenine vermek istiyor. Kendisi bunu beceriyor, Korku Seansı 2’nin dehşet vericiliğinin yanında eğlenceli de bir yakası vardı. Ama bu yönetmen sihridir. Ve kendisi becerebiliyor diye evrene hakim diğer yönetmenler de yapacak diye bir şey yok! Annabelle 3 aslında harika bir film olabilme potansiyelini taşıyor. Ama hantal hikâyesi, bir ara cümbüşe çevrilen korku unsurları ve Korku Seansı’ndaki hamleleri buraya taşıma gayesi ne yazık ki filmi ortalamanın altına taşıyor. Tüm bunların yanında filmin en sevdiğim ve gerildiğim yanı zamanı ileride gösteren televizyon oldu. Türü seven birisi olarak gayet güzel bir sekanstı. Spin-off filmler Korku Seansı evrenini hantallaştırıyor ve beslemiyor ne yazık ki. Bize de doğal olarak üçüncü Korku Seansı filmini beklemek düşüyor!