13.11.2018

Anons: Ciddiyetten Doğan Absürtlük

Burak Alıcı

Anons, Mahmut Fazıl Coşkun’un Uzak İhtimal ve Yozgat Blues’dan sonraki üçüncü sinema filmi. Başrolünde Ercan Kesal’ın olduğu Yozgat Blues ile absürt anlatıya yaklaşan yönetmenin Anons filmiyle beraber bu türde başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Arka plana 1963 yılında meydana gelen başarısız darbe girişimini alarak ilerleyen film fazla ciddiyetin yarattığı absürt havayla sinemamızda pek rastlamadığımız bir janr deniyor.

Senaryoda Ercan Kesal ile Mahmut Fazıl Coşkun ortak çalışmışlar. Filmin 75. Venedik Film Festivali Orizzonti bölümünde yarışarak Jüri Özel Ödülü ve En İyi Akdeniz Filmi ödüllerini kazandığını da belirtelim.

Bir Başarısızlık Hikâyesi

Film uzun bir planla açılıyor. Beyaz, soğuk hastane odası… Bir adam muayene ediliyor, Alman bir doktor tarafından. Adamın sağlığıyla ilgili her şey not ediliyor. Titizlik içinde doktor, işini oldukça düzgün yapmaya çalışıyor. Adamın testi geçip geçemediği belirlenecek. Filmin özeti aynı zamanda bu başlangıç. Batılı imajı bir doktor, doğulu imajı ise muayene olan hasta adam olarak gösteriliyor. Bu sahneye anlatıyla paralel olarak bakıldığında; eski subaylar darbeye kalkışacak, her şeyi planladıklarını zannedecekler. İşlerini titizlikle yaptıklarını düşünecekler ama sınıfta kalacaklar. Ülkelerini mi kendilerini mi kurtarmaya çalışıyorlar, bu sorulması gereken bir soru aslında. Ya da modern bir ülke, her şeyiyle batılı bir ülke mi yaratma derdindeler? Film gücünü bunun gibi soruları alt metninde sormasından alıyor biraz da.

Subaylar oldukça ciddi, kararlılık içindeler. Adam öldürürken bile kılları kıpırdamıyor. Görevleri, İstanbul Radyosundan darbenin anonsunu yapmak. Kâğıt üstünde kolay bir görev olarak gözüküyor. Fakat o kadar önemsiyorlar ki görevi, ufak şeylere takılıp, anons edilecek yazı metni örneğin, işi başarmak için gerekli olan şeyleri akıl edemiyorlar. İçlerinden lider olanı bu iş sandığımdan da kolay oldu derken bu olayı ne kadar büyüttüklerini anlıyoruz. En önemli şeyi pas geçmeleri aslında ne kadar beceriksiz olduklarını gösteriyor. Radyoyu kim çalıştıracak? Anonsu yapacak makineleri kullanabilen memurun peşine düşüyorlar gece boyu.

Adamın evine, karısının çalıştığı hastaneye, dublaj stüdyosu gibi birbirinden farklı mekânlara girip çıkıyorlar. Bu yolculuk hayli absürt ilerliyor. Komik durumlara düşüyorlar. Koskoca ülkenin yönetimini bu adamlar nasıl idare edecek diye düşünüyoruz? Sonuçta yönetmen aklındakini yapmayı başarıyor. Politik söz söylemeden politik bir film yaratıyor perdede, doğulu kafasıyla batılı gibi yapmanın başarısızlığını izliyoruz. Devrim Arabaları’nda geçen Cemal Gürsel’in o meşhur sözü geliyor akla: “Garp kafasıyla araba yaptık, Şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk.”

Doğudan Çıkan Bir Kuzey Filmi

Film son derece ciddi bir konuyu ele alıp günlük diyalogların içinde trajikomik bir duruma dönüştürmeyi başarmış. Bunun dışında uzun, tek plan çekimlerle güçlü bir mekân kullanımından da söz edebiliriz. Bir odanın, bir arabanın camının arkasından ya da direkt karşıdan sanki karakterlerden birinin gözünden yapılmış hissi uyandıran tek plan çekimlerle biz de kendimizi darbeye kalkışan subaylarla aynı ortamda hissedebiliyoruz ya da onlardan biriymiş gibi. Filmin başarılı görüntü yönetiminin de ince mizahın etkisinin arttırılmasında önemli bir rolü var. Aklınıza bir Roy Andersson filmi izlediğiniz düşebilir. Anons filmi için tarz olarak Kuzey Avrupa sinemasına yakın duran absürt bir politik anlatı diyebiliriz. Hala vizyondayken bu tarz filmleri sevenler için güzel bir seçenek olacaktır.