13.10.2016

Ansızın: Burjuvazinin Bir Canavar Olarak Portresi

*Yazı film hakkında detay içermektedir.

Köprüdekiler, Hayatboyu ve şimdi de Ansızın…. Üçüncü uzun metrajını çeken Aslı Özge, Berlin Film Festivali’nden sonra İstanbul Film Festivali’nde de yarışmıştı. Şimdi ise vizyona çıkıyor. Ansızın aynı zamanda Aslı Özge’nin tamamını yabancı oyuncularla, Almanca çektiği ilk film. Filmin senaryosunu da kaleme alan Özge, Alman burjuvazisiyle varoşunu birbirine dokundurduğu bu yeni filminde çok şey yapıyor gibi görünen ama özellikle düğüm kısmında tökezleyip çözümü getiremeyen bir film olarak dikkat çekiyor.

Ansızın, Karsten adlı genç bir adamın evindeki partiye daha sonradan izinsiz katıldığını öğrendiğimiz genç bir kadının ölümüyle açılıyor. Anna adındaki genç kadının ani ölümü ve bu ölümün ardındaki sır perdesi yavaş yavaş aralanırken Karsten ve çevresindekilerin tutumundan bir Almanya burjuvazi iki yüzlü ahlakı okuması yapılabiliyor. Kadının kimliğine dair bilinmezlikler ve kadının birden yitimi akla ilk elden Asghar Farhadi filmi Darbareye Elly’i getiriyor hatta Karsten’in sevgilisi ve arkadaşları ile yaptıkları sohbetten resmen Farhadi filminin tadını alabiliyorsunuz.

Bu ilk gelişmenin ardından devam eden süreçte film farklı açılara doğru yol alıyor. Anna’nın ölümü, ölümünden sonra Karsten’in davranışları, ailesiyle ve sevgilisiyle olan ilişkisi, iç döküşleri ve itirafları; suçluluk, ahlak, erdem gibi kavramlar etrafında dönerken filmin rota değiştirmesi Anna’nın hakkındaki gerçeklerin ortaya çıkmasıyla ırkçılık, zengin-fakir ayrımı gibi çeşitli pencereleri de açması metni bilinir ama zengin kılıyor. Sonrasında ise işler Aslı Özge için sarpa sarıyor.

Çatının çöküşü

Filmin giriş bölümünü gayet iyi çizen ve öyküde belirli oranda gizemle ilgi çekeci bir dramatik çatı hazırlayan Aslı Özge, ne yazık ki filmin gelişiminde aynı başarıyı gösteremiyor. Sanki ilk filmini çekiyormuşçasına bir acemilik içine giren yönetmen yapay ve inandırıcılıktan yoksun diyaloglarla filmin akışını ne yazık ki sekteye uğratıyor. Karsten’in değişimini verirken adamdan bir canavar portresi çıkarabilmek için senaryoda tutarsızlıklar oluşmasına izin verilmesi Ansızın’a inandırıcılıktan yoksun bir hüviyet veriyor. Özellikle Karsten’in Anna’nın evine yaptığı ziyaret, sonrasında kendisini suçlu ilan edenlerden (en azından kafasında soru işaretleri olanlardan) aldığı intikam (!) Karsten’in dönüşümünü anlatmak için çok ucuz numaralar olarak kalıyor. Adeta karakterini konumlandıracak bir yer arayan Karsten’in yalpalayışları inandırıcılıktan çok uzak.  Özge’nin Köprüdekiler ve Hayatboyu’nda çizdiği ve içini doldurduğu karakterlerden eser bulamıyoruz Ansızın’da. Daha derinlikli karakter çalışması yapmak istercesine çırpınan ancak yapaylıktan öteye geçemeyen karakter çalışması olarak nitelendirebiliriz Ansızın’ı.

Ansızın, kapitalizmin ciğerlerimize işleyen iki yüzlü ahlakına dair okumalar yapabileceğimiz bir film. Ancak tabiri caizse “kör parmağım gözüne” cinsinden diyaloglar ve hikâye seçimiyle Ansızın’ı festivalin yarışma filmleri içinde üst sıralara koymamız zor.