07.07.2018

Ant-Man and the Wasp: İlk Filmin Gölgesinde

* Yazı Filme Dair Spoiler İçermektedir

Emre ÖZCAN

2015 tarihli Ant-Man, Marvel Sinema Evreni içinde ikinci fazı bitiren filmdi ve beklentiler çok değildi. Avengers: Age of Ultron’la Captain America: Civil War gibi çok önemli ve gerçekten faz değiştirici iki filmin arasına konuşlanan yapım kağıt üstünde dahi çok şey vadetmiyor ve film de bundan yararlanıyordu. Civil War’da önemli rol oynaması planlanan karakteri izleyiciye tanıtmak için çekildiği belli olan film sıfır beklentiye karşın ortaya koyduğu keyifli hikaye, komedi unsurları, Paul Rudd ve dozunda aksiyonla ciddi bir başarıya ulaşmıştı. Civil War’da izlediğimiz Ant-Man için oldukça iyi bir hazırlık olan 2015 yapımı ilk filmden sonra aynı başarının bir kez daha tekrarlandığını söylemekse maalesef pek mümkün değil.

Filmin en sonundan, post credit sahnesinden başlamak gerekirse Ant-Man and the Wasp zaman çizelgesi olarak tam da Avengers: Infinity War filmindeki olayların gerçekleştiği zaman aralığında geçiyor. Dolayısıyla Ant-Man, Infinity War’da neden yoktu sorusunun cevabı filmin içinde gizli. Civil War’da Captain America’nın kendi tarafına çektiği ve Berlin’deki savaşta yer alarak Sokovia Anlaşması’nı ihlal eden Scott Lang, hükümet tarafından ev hapsinde tutuluyor. Bu ev hapsi dünyanın sonu gelirken karakterin bu durumdan hiç haberi olmamasını açıklamak için gerçekten kötü bir fikir. Varlığıyla Civil War’da şov yapmış olan ve Spider-Man kendisini alt edene kadar Cap’in takımına büyük avantaj getiren bu süper kahramanın özellikleri itibarıyla Thanos’a karşı da verimli kullanılabileceği açıkken ne Steve Rogers’ın, ne de Tony Stark’ın aklına gelmemiş olması, gelse dahi saçma sapan ve bu filmde dahi rahatlıkla kırılan ev hapsinin bir neden olarak konulması çok mantıklı görünmüyor.

Komediye Sırtını Dayama Kolaycılığı

İki yıllık ev hapsi, Scott Lang’in gördüğü rüyanın içeriği sonrasında Hank Pym ve kızının olaya dahil olmasıyla birlikte kırılıyor ve filmdeki ana hikâyenin içine dahil oluyoruz. Görev, yaklaşık otuz yıl önce bir olay sonrasında kuantum dünyasına sıkışıp kalan Janet van Dyne’ı kurtarmak ve ilk filmde oraya gidip gelen Scott Lang, hem Janet van Dyne’ın kendisine ilettiği mesaj (rüya bunun sonucu) hem de bunu başarmasıyla birlikte Hank Pym’e yeni fikirler veriyor. Film de hızlı bir şekilde konuya giriyor.

Ancak sonrası ne yazık ki hayal kırıklığı. Deadpool filmleriyle birlikte enteresan bir şekilde bir anda övgü konusu haline gelen kendini ciddiye almama durumu bu filmde de ortaya çıkıyor ve film tamamen komik durumlar, aksiyon, motivasyonunu izleyiciye geçiremeyen karakterlerle onların çok da önemliymiş gibi görünmeyen mücadelesi üzerinden ilerliyor. Filmin gerçek bir kötüsü yok ve bu bile çok önemli bir sorunken kendini ciddiye almama safsatası üzerinden bunu da anlamak ancak film bittikten sonra mümkün oluyor. MCU izleyicisine tanıtılan ve film sonrasında geçtiği tarafla birlikte ana takımlar içerisinde olacağı belli olan Ghost filmde kötü olmak için yeterli motivasyona sahip tek karakter fakat geleceğe dair planlar nedeniyle oradan da bir şey çıkartmak yönetmen için pek mümkün olmamış. Yani filmde bir süper kahraman filminin ana motivasyon kaynağı direkt bir şekilde yok ve bunu kapatmak için gidilen yollar da bu yönden şaşırtıcı değil.

Marvel Studios’un bir süredir sırtını dayadığı komik, keyifli, içinde güzel aksiyonu olan filmler yapalım ve gerisi önemli değil mantığı, Ant-Man and the Wasp’te de hortlamış durumda. İki saatlik filmde sıkılmama garantiniz var. Ama bu yeterli mi? Birçok kişi için olmayabilir. Filmde gayet iyi işlenebilecek bir anne-kız, baba-kız, hatta karı-koca ilişkileri varken bunun üzerine hiç gitmeyip otuz yıl sonra eşine/annesine kavuşacak karakterlerin motivasyonlarını bu kadar vasat göstermek kolay iş değil ama Peyton Reed bunu başarmış gibi görünüyor.

Dolayısıyla filmin sonunda bulunan Janet van Dyne’ın gerçek dünyaya dönüşü de aslında çok daha etki yaratması muhtemel bir durumken hem filmin yapısı hem de onunla ilişkiye girecek karakterlerin yeteri kadar işlenmemesi nedeniyle vasat kalıyor. Ne var ki bu noktada devreye giren Michelle Pfeiffer karizması durumu toparlamak için önemli bir faktör olmayı başarıyor ama iki saat sonunda daha farklı bir sahne bekleyen seyirci için ne kadar yeterli olduğu tartışılır.

Avengers Evreniyle Bağlantı Zayıf

Paul Rudd ilk filmle birlikte girdiği Scott Lang/Ant-Man rolünde yine oldukça başarılı. Michael Douglas gibi bir aktörü Hank Pym gibi aslen gerçek Ant-Man olan rolde bir üst akıl olarak izlemek de bu serinin en büyük artılarından biri. Evangeline Lilly yine çok güzel ve gerçek bir ekran yüzü fakat yetersiz oyunculuğu dizilerden sonra bir kez daha insanın gözünün içine sokulmuş ve aktrisin geçen yıllar içinde bu konuda bir gelişim gösteremediği de ortada. Michelle Pfeiffer ise MCU içine bu filmle birlikte dahil oluyor ve filmin sonunda gösterdiği süper güçlerle birlikte hem Thanos’la yapılacak ikinci savaşta hem de sonrasında önemli bir karakter olabileceğini ortaya koyuyor.

Post credit sahnesiyle başladıktan sonra yine o sahneyle bitirmek mantıklı. Ant-Man’in kuantum dünyasına şen şakrak bir sahneyle gönderilmesinden sonra Lang’in van Dyne ailesiyle iletişiminin kopması ve sonrasında gerçek dünyada gördüğümüz ailenin parmak şıklatma hareketinin sonucu olarak yok olduğu gerçeği yine vurucu bir son ve bu filmin Infinity War’la bağlantılı tek sahnesi. Infinity War gibi bir filmin sonrasında gelen Ant-Man and the Wasp’ten Captain Marvel ve Avengers 4 gibi yine çok önemli filmler öncesinde bu bağı göstermesi için post credit’ten daha fazlası gerekiyor olabilirdi ama keyifli filmler yaparken evrene çok fazla hizmet etmeme konusunda da işin suyunu yavaş yavaş çıkarmaya başlayan Marvel Studios tercihini yine kendisine göre yapmış.

Ortaya çıkan seyirlik eğlendirme yönünden başarılı olabilir ama sinema ve hatta MCU için bence yeterli değil. Artık bu filmi de 2015’teki ilk yapım gibi bir geçiş olarak düşüneceğiz ve Avengers 4’ü beklemeye devam edeceğiz. Lakin Infinity War sonrasında sürekli karakterler gitti ve geri dönmeyecek diyen yapım ekibi, van Dyne’ların da o sarmala dahil olmasıyla yalancı çoban gibi görünmeye devam ediyorlar ve bunu neden yaptıklarını anlamak gerçekten mümkün değil.