06.03.2018

Apocalypse Now: Çıldırışa Akan Nehir

Ana hatlar

Apocalypse Now, Francis Ford Coppola imzalı 1979 çıkışlı bir savaş filmi. Künyesinde en başta savaş filmi yazmasına karşın özellikle drama ve gerilim anlatısı çok yoğun ve ağır. Film, tarihin en başarılı savaş filmlerinden biri sayılmasının yanısıra setinde ayyuka çıkan problemlerle de biliniyor. Başrol Martin Sheen’in çekimler esnasında yaşadığı duygusal patlamanın ardından ciddi bir kalp krizi geçirmesi, Coppola’nın neredeyse kafayı yemesi ve çekim yapılan adanın hava koşullarının set çalışanlarına ve materyallerine etkisi Apocalypse Nowın ününe katkı yapan bazı faktörler.

Filmin çekim macerası Hearts of Darkness: A Filmmaker’s Apocalypse (1991) isimli belgeselde anlatılıyor. Film, esasında 1800lü yılların sonunda Kongo’da geçen Heart of Darkness kitabının bir uyarlaması. Fakat uyarlamanın zaman ve mekân seçimi Vietnam Savaşı esnasındaki Vietnam dolayları olmuş.

 

Neden en iyi savaş filmlerinden?

Apocalypse Now, bir savaş filminden çok savaş esnasında geçen bir yol hikâyesi. Rütbeliler tarafından çıldırdığı söylenen bir generale suikast düzenleme görevi verilen Yüzbaşı Willard (Martin Sheen), minik bir savaş teknesi ve birkaç askerle Vietnam içlerinden geçen bir nehre bırakılıyor ve çevresinde savaş olup biterken kıtanın içlerine ulaşmaya çalışıyor. Bu yolculuk, belki de sinema tarihinin en etkileyici karakter gelişimlerinden birine tanık olmamızı sağlıyor. Filmin kuvvetli yanlarından birinin bu olduğuna inanıyorum. Özellikle Yüzbaşı’nın düşünceleri, mental yapısı ve görevine ne şekilde baktığı, film boyunca izleyicinin önüne en net sunulan ögeler.

Bunların yanında büyük para harcanan savaş sahneleri filme neredeyse bir savaş belgeseli niteliği katmış. Özellikle kurgusu ve ışık kullanımı, teknik açıdan dikkat çekiyor. Kurguda fade-outlu geçişleri sık kullanmayı tercih eden Coppola, anlatısının devamlılığını bu şekilde güçlendiriyor. Diyalog, monolog ya da dış ses içermeyen pek çok sahne, super-imposition denilen “iki sahnenin geçişini, sahneleri birbirinin üstüne bindirme tekniği” ile zamansal ve mekansal düzleme uygun olarak bağlanıyor; kimi zaman ise anlatısal paralellik veya diyalektik oluşturan biçimde kurgulanıyor. Özellikle filmin sonuna doğru Yüzbaşının akli dengesinin de yalpalamasıyla bu kurgu tekniği zaman zaman Yüzbaşının kafasında olan bitenleri anlamamıza yardımcı oluyor. Işık kullanımı hususunda ise siper içlerindeki sahnelerin füze ışıklarına paralel olarak aydınlanması gibi detaylar, filmi teknik açıdan etkileyici kılıyor.

Savaşın ne korkunç bir şey olduğunu büyük bir çıplaklıkla gösteren film, (director’s cut özelinde konuşuyorum) uzun çatışma sahneleriyle anlatısına yaşanmışlık ve gerçekçilik katıyor. Bu uzun sahneleri, filmin iskeletini oluşturan “askeri görev”in gidişatını yavaşlattıkları konusunda eleştirmek belki doğal sayılabilir, fakat en başta söylediğim gibi Apocalypse Now’ın klasik bir savaş filmi anlatısına sahip olduğu söylenemez; film bundan çok daha fazlasını içeriyor… bu nedenle Coppola bu yol macerasını oldukça yavaş ve vurucu işlemeyi tercih etmiş. Filmin, özellikle hikayesi bakımından analizi zor ve yorucu zira önerdiği felsefik tartışma ve gösterdiği psikolojik değişim, bir de filmin folklorik ve dinsel ögeleriyle birleştiği zaman ortaya çok kalın bir sinema filmi çıkarıyor.

 

Diğer filmlerden nasıl farklı?

Pek çok savaş filminde görülenin aksine, Apocalypse Now’da kendimizi daha fazla ekran zamanına sahip olan tarafla tamamen bir empati kurmuş şekilde bulmuyoruz. Yüzbaşının yol boyunca hedefi General Kurtz’u (Marlon Brando) anlamaya çalışması, onu bulduğunda ise sürekli onun felsefesini sorgulamasını biz de onunla birlikte paylaşıyoruz. Apocalypse Now, bize kesin bir hedef göstermiyor: savaş olgusunun insanları nasıl çiğnediğini, sindirdiğini ve onları nasıl bambaşka bir hale getirerek vücudundan attığını anlamamızı hedefliyor. Bunu da yalnızca yolun (ve filmin) sonunda karşılaştığımız General karakteri ile değil, yol boyunca tecrübe ettiğimiz çatışmalar ve tanıştığımız askerler ile hissetmemizi sağlıyor. Bu hususta filmin diğer pek çok savaş filminden ayrıldığını ve değerli bir yer tuttuğunu düşünüyorum.

Apocalypse Now, Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb (1964) tarzı sarkastik bir savaş eleştirisi ya da Hiroshima mon amour (1959) gibi alegorik bir savaş karşıtlığı göstermiyor. Savaş ortamını ayan beyan önümüze seriyor ve yol boyunca rastladığımız neredeyse karikatürize derecedeki “kafayı sıyırmış” karakterlerle insanın ne hale gelebileceğini perdeye çarpıyor. Sinemanın böylesine ciddi bir hususta ne kadar etkili olabileceği çok tartışılagelmiştir, onca savaş karşıtı anlatı hiç herhangi bir sosyal kırılmaya neden olmuş mudur ya da olabilecek midir bilinmez, bu konuda sayfalarca yazılır çizilir. Ama Apocalypse Now özelinde söylenmesi gereken, filmin ağır anlatısının bilinçli bir izleyiciyi etkisi altına aldığı ve kişinin hayatına üç buçuk saatlik (director’s cut) ekran süresinden daha büyük bir ölçekte dokunabileceği.