22.10.2016

Asghar Farhadi: “Benim filmlerimin iki başlangıcı ve bir sonu vardır”

cvtclfgwiaaltbbİbrahim Tosyalı

53. Antalya Film Festivali’nin Film Forum Master Class etkinliği kapsamında bir söyleşi düzenleyen Asghar Farhadi, iki saat içinde deneyimlerini, filmlerindeki ortak noktaları ve işaretleri, sineme görüşünü, senaryo yazım aşamasını anlattı ve gelen soruları içtenlikle yanıtladı. Şaşırtıcı olan, bu denli başarılı bir yönetmenin kendi sinemasına dair en ince ve özel ayrıntıları dahi hiç kasmadan rahatlıkla insanlarla paylaşabilmesiydi. Farhadi söyleşisinden akılda kalanlara gelecek olursak;

“Her sinemacının kendi yolu vardır.”

Farhadi sözlerine “Her sinemacının kendi yolu vardır” diyerek başladı. Yalnızca kendi deneyimlerini aktaracağını söyleyen Farhadi: “Filmlerimdeki gerçeklik sizi buraya getirmiş olabilir.  Bazılarınıza drama ve hikaye ilgi çekici gelmiş olabilir. Örneğin Hitchcock filmleri sağlam bir drama üzerine kurulur. Ya da çok gerçekçi olup, belgesel yaklaşan filmler ilginizi çekiyordur; Kiarostami filmleri gibi.” dedi.

Filmlerindeki öne çıkan unsur olan gerçekliğin onun için ne anlama geldiğini, gerçekliğin gündelik hayat olup olmadığını ve bunun ne deni çekici olduğunu ise verdiği bir örnek üzerinden açıkladı: “Bir arkadaşınızla çay içmeye gidiyorsunuz. O daha erken gitmiş, siz gecikmişsiniz. Geldiğinizde, size yola çıkmaktan, başka yerlere gitmekten bahsediyor. Gündelik konuşmalar geçiyor aranızda. Bunlar bizim gündelik hayatlarımızın gerçekleri, sinemaya dönüşecek bir sahne değil gibi. Ama bir sonraki gün o arkadaşınızın öldüğünü düşünün. İşte o zaman, siz arkadaşınızın bir gün önce hep yolculuktan bahsettiğini söylersiniz. Bütün algı değişir. İşte bu gerçekliktir.

“Sembollerle anlatmak sansürden doğmuştur.”

Sembol ve işaret kelimelerine de vurgu yapan Farhadi: “Sembol: Arkasında bir anlam vardır. Örneğin beyaz güvercin farklı kültürlerde “özgürlük” anlamını taşır. Sarı rengi benim kültürümde “şüphe” anlamına gelir.  Benim filmlerimde de evlerinin içinde sarı çok vardır. Ama bu rengin Çin’de bambaşka bir anlamı vardır. Sembollerle anlatmak sansürden doğmuştur. İşaret ise filmin içinde bir işaret gördüğümüzde gerçeklikten kopuk değildir ama filmin bütününde yan yana koyduğumuzda bir bütün teşkil eder.” şeklinde açıkladı.

Filmlerindeki işaretler ile ilgili de konuşan Farhadi son filminden örneklerle konuya değindi: “Örneğin son filmim “Satıcı”nın başında bir binanın yıkıldığını görürsünüz. Bu tek başına bir şey işaret etmiyor. Ama filmin tümüne baktığımızda, o binanın parçalanmış olması, filmdeki bütün ilişkilerin parçalanmasını çok iyi ifade ediyor. Forushande de bir sahne daha var. Dolmuştaki kadın yanındaki kişiden biraz toparlanmasını istiyor. O kişi utanıyor. Ama burada anladığımızdan-gördüğümüzden değil hissimizden bahsediyorum. Hemen ardından gelen tiyatro sahnesinde aşağılanan bir kadın oyuncu kendini kötü hissediyor. Bu işaretler öyle bir yere gidiyor ki, bir gece ansınız biri bunların evine giriyor. Bütün bu hisler, filmin baş karakterine kadar uzanıyor. Bu duygu sürekliliği film boyunca devam ediyor.”

cvtw4bmw8aedq16“Biz sadece hayatı bilmeliyiz.”

“Farklı izleyiciler farklı yerlerden izlemek isteyebilir. Kimi sosyolojik, kimi siyasal, kimi ahlakçı. Bu seyirciye kalmış bir şey. Bu dediklerim korkutucu olabilir. Biz bir yönetmen olarak bütün bu perspektifleri mi bilmeliyiz yani? Hayır. Biz sadece hayatı bilmeliyiz. Çünkü bütün bunların doğuş yeri hayat.”

Farhadi filmin akılda kalıcı olması için izleyicide soru işareti bırakması gerektiğini söyledi: “Bir film bize ne yapar? Bizi üzer ya da sevindirir. Ya da ikisini birlikte yapar. Eğer film bununla kalırsa, filmi unutacağız demektir. Eğer sevinç ya da üzüntü düşünceye dönüşürse o film kalıcı olabilir. Filmin sonunda sizi düşünmeye iten bir soru işareti olmalıdır.”

“Aslında global olmak için daha yerel olmak lazım.”

Bir yönetmen olarak neden İran dışına çıktığı sorulan Farhadi soruyu şöyle cevapladı: “Bir yönetmen kendi ülkesinde yaptığı filmleri bütün kalbiyle yapar. Ama başka bir ülkede film yapmaya başladığında zeka da giriyor devreye. Başka kültürlerde film yapmanın farkıdır bu. Bazı izleyiciler daha çok duygu ister ama bazılar da mantığı arar daha çok. Ben her iki seyirci kitlesini de gördüm ve yaşadım. Peki ben neden başka ülkelerde film yapıyorum. Daha global olmak için değil. Aslında global olmak için daha yerel olmak lazım. Ben sadece yeni tecrübeler olsun diye yapıyorum. Risk almak istiyorum.”

Senaryoyu yazarken sonun önemi ve bilinmesi gerekip gerekmediği üzerine gelen bir soruya Farhadi: “Hikaye ipten bir askıdır. Bu ipin bir ucu bir duvara, diğer ucu öbür duvara asılır. Ve üstüne elbiseler asarız. Bir son bağlamazsak elbiseler asılamaz, düşer. Hikayenizi yazarken her zaman bir son bulundurun aklınızda. Belki bu gerçekten kullanacağınız son değildir. Belki değiştireceksiniz ama kalemi her elinize aldığınızda bu sonu düşünün. Son olmadan bir senaryo yazamayız.” cevabını verdi.

cvtqnhixgaasrqt“Benim filmlerimin iki başlangıcı ve bir sonu vardır.”

Filmlerindeki açık sonlar ile ilgili de konuşan Farhadi bu durumu ilginç ve harika bir şekilde açıkladı: “Bazıları filmlerimin açık bir sonu olduğunu düşünür. Önceleri bu yorumu sevmiyordum. Benim filmlerimin iki başlangıcı ve bir sonu vardır. Son denilen şey, insanların kaderlerinin değişmesidir. İki başlangıç nedir? Biri filmin ilk dakikalarında gördüğümüz başlangıç. Diğeri de filmin sonunda gördüğümüz başlangıç. Bu açık bir son değildir. Filmin yeniden zihninizde başladığı andır. Bir Ayrılık filminde filmin ilk dakikaları ilk başlangıç, filmin sonunda kızın annesini mi babasını mı seçeceği diğer başlangıç. Ben bu konuya böyle bakıyorum.”

Tüm filmlerinde her karaktere eşit mesafede olmasının altın kuralı olduğunu söyleyen Farhadi: “Filmlerimde olaylara/ durumlara ve karakterlere anlatıcı mesafesiyle yaklaşırım. Mezar taşıma bir şey yazılacaksa karakterlerime mesafe konusunda yazılmalı. Bu mesafeyi hiç kaybetmedim. Peki nasıl? Herke iyi değildir. Ben bütün karakterlerime zaman veriyorum ve onların kendilerini müdafaa etmelerine alan tanıyorum. Bütün film boyunca yanlış davranmış bir karakterim olabilir. Ama yönetmen olarak ona zaman vermeniz gerekir. Benim yapmış olduğum bütün filmlerde bütün karakterlerimle empati kurulur. Bu benim yasam. Eğer siz karakterleri iyi ve kötü diye ayırırsanız seyircinin zihnine güvenmemiş olur ve onlara güvenmemiş olursunuz. Yönetmen olarak seyirciyi sınırlamazsanız, iyiyle kötü arasındaki savaştan ziyade bir nokta yaratırsınız. İyiyle iyi arasındaki savaşı kim kazanacak der seyirci.” dedi.

“Bergman’ın yerinin doldurulamayacağını düşünüyorum.”

Bergman’ın onun için ne ifade ettiği sorusuna Farhadi: “Bence Ingmar Bergman nedir? Beni çok etkilemiş bir yönetmen. Beni hayrete düşürebiliyor her seferinde, bu kadar katmanlı karakter inceleyebilmesi benzersiz. Bergman’ın “Utanç” filmini izlediğimde, yazdıklarımın ona ne kadar yakın olduğunu hissetmişimdir. Ben de bu filme saygımdan bir filmimde karakterlerimden birinin odasına bu filmin posterini astım. Bergman’ın yerinin doldurulamayacağını düşünüyorum.” cevabını verdi.”

Filmlerindeki kadın ve erkeklerin konumuna da değinen Farhadi: “Bizim kültürümüzde böyle olması gerekirken, bana Batı’da daha çok gelir bu sorular. Ben yazarken kadın ya da erkek diye düşünmem; yazdığımı insan olarak görürüm. İnsanları kadın ya da erkek olarak ayırmanın bir saygısızlık olduğunu düşünüyorum. Ben karakterlerimi birbirlerinden cinsiyet temelli ayırmam. Evet, kadın ve erkeğe ait farklılıklar vardır. Benim filmlerimdeki kadınlar daha ileri bakar. Erkekler ise daha çok geçmişte olan bitenle ilgilenir.” dedi.

Bu yazıda bulunmayan daha birçok konuya değinen Farhadi, söyleşiye katılan herkeste ilham kaynağı oluşturacak şeyler söyledi. Filmleriyle de söylemeye devam edecek.

Yardımcı Kaynak: Fil Uçuşu