17.01.2018

Atomic Blonde: Casuslar Şehrinde Vahşi ve Güzel Ajanın Serüveni

Mert YILDIRIM

Kaos ortamında korkusuz ve yetenekli ajan: Lorraine Broughton

Son zamanlarda John Wick gibi önemli aksiyon filmine imza atan ünlü yönetmen David Leitch, bu sefer bu senenin en çok beklenen filmlerinden biri olan Atomic Blonde ile geri dönüyor. Antony Johnston’un yazıp Sam Hart’ın çizdiği The Coldest City adlı çizgi romanından sinemaya uyarlanan Atomic Blonde oldukça iddialı bir şekilde ülkemizdeki sinemaseverle bu hafta beyaz perdede buluşuyor.

Filmin oyuncu kadrosunda Charlize Theron, James McAvoy, John Goodman, Sofia Boutella, Bill Skarsgård gibi ünlü oyuncular yer alıyor. Filmimiz soğuk savaş dönemindeki bir hikâyeyi anlatmakta. İngiliz gizli servisi MI6’in en ölümcül ajanlarından biri olan Lorraine Broughton (Charlize Theron), Berlin’de öldürülen ajanı araştırmak ve kayıp ajan listesini bulmak için görevlendirilir. Berlin’deki görevinde ona Berlin istasyon şefi David Percival (James McAvoy) yardımcı olacaktır.

Lorraine bu görevinde bütün ajanlık yeteneklerini ortaya koyup gizli görevi başarıyla yerine getirmek ister ancak birçok tuzak ve ihanetle karşılaşır. Berlin’e adım attığı andan itibaren gerilim dolu bir aksiyon ortamının içinde bulur kendini. Birçok tehlikeden korunmak için korkusuz bir şekilde düşmanlarıyla mücadele eder.

Mad Max: Fury Road filmindeki başarılı oyunculuğuyla kendisinden oldukça söz ettiren Charlize Theron, Atomic Blonde filminde bu başarısını korumaya devam etmiş. Usta oyunculuğu sayesinde filmin inandırıcılık yönünü daha da sağlamlaştırmış. Lorraine karakterinin güçlü ve korkusuz yanlarını iyi bir şekilde özümseyip bunu filme başarılı bir şekilde yansıtmış.

James McAvoy ise Filth filmindeki serseri halleriyle filmin güçlü yapısını korumaya yardımcı olmuş. David Percival (James McAvoy), Doğu ve Batı Almanya arasında mekik dokuyan bir ajandır aynı zamanda. İki tarafta da sağlam bağlantıları olan, özel görevlerini gizli bir şekilde halletmeye özen gösteren umursamaz bir tiptir.

Bu iki ajan, kaybolan ajan listesini bulmak için her türlü tehlikeyi göze alır. Bu olayların arka planında ise Berlin Duvarı’nın yıkılma sürecinde yaşanan kaos ortamı anlatılır. Doğu ve Batı Almanya’da yaşanan gerilim ortamından ajanlar da etkilenir. Filmde birden fazla yabancı dil kullanılması sağlam bir uluslararası perspektifinin ispatıdır.

Ruslarla mücadele eden bu ikili bir süre sonra birbirleriyle mücadele etmeye başlar. Daha sonra Fransız istihbarat servisinden Delphine (Sofia Boutella) olaya dahil olur. CIA ise yaşanan olayları büyük bir titizlikle takip etmektedir. Percival, kurnazca planlar yaparak Lorraine’in görevine engel olmaya çalışır. Yönetmen David Leitch, dönem filmi çekme konusunda oldukça başarılı bir yol izlemiştir. Kadın ve erkeğin birbirine karşı üstünlük mücadelesi her alanda kendini belli eder. Ajanlıkta bile bu durum değişmez. Percival’ın Lorrain’den habersiz yaptığı planlar Lorrain’in başına iş açar.

Yönetmen ışık kullanımı konusunda usta bir iş çıkarmış

Filmimiz geçmiş ve günümüz olarak iki ayrı bölümden oluşmakta. Günümüzde yaşanan sorgulama sahneleri filmi durağan bir hale getiriyor. Oysa geçmişte yaşanan sahnelerde aksiyon ve macera sahneleri buram buram hissediliyor. Bu noktada yönetmenin oldukça inandırıcı bir şekilde hikâyeyi ele aldığını söyleyebiliriz.

Filmde kullanılan ışıklar oldukça göz kamaştıran bir yapıya sahiptir. Başarılı bir şekilde kullanılan ışık, filmin her sahnesinde kendini belli eder. Filmde kullanılan müzikler ise izleyeni aksiyon atmosferinde hissettirir. Sahne değişimlerinde müziğinin ritmi değişkenlik gösterir. Kullanılan her müziğin büyük özenle seçildiği bariz bellidir.

Lorraine başına buyruk, güçlü bir kadın ajan olarak oldukça dikkat çeken bir karakter. Verilen görevleri yerine getirmek için her türlü riski gözen alan bu kadın adeta bir hayatta kalma uzmanı. Başına gelen türlü felaketleri ustalıkla geri püskürmeyi başarır. Charlize Theron, femme fatale karakter olmanın bütün yönlerini başarılı bir şekilde yansıtmaktadır.

Soğuk savaş dönemindeki Berlin’de güvensiz bir ortam vardır. Bu güvensizlik ortamından karakterlerimiz de nasibini almıştır. Lorraine ve Percival birbirine güvenmeyen ama birlikte iş yapmak zorunda kalan bir çifttir.

Atomic Blonde filmini klasik ajan filmlerinden ayıran birkaç yön var. Örneğin, Lorraine’in cinsel yönelimini gözler önüne serer yönetmen. Bunu yaparken de hiçbir şeyden çekince duymaz. Klasik ajan filmlerinde görülen kadın erkek arasında yaşanan sevişme sahnesi bu filmde iki kadın arasında yaşanır. İki kadının birbirine duyduğu tutku, hikâyenin dinamikliğine katkı sağlar. Onun dışında yönetmenin güçlü kadın ajan tiplemesini düzgün bir şekilde işlenmesi yine Atomic Blonde filmini klasik ajan filminden ayıran bir özelliktir.

Sinematografisi oldukça güçlü

Atomic Blonde filminin sinematografisi oldukça başarılı. Her sahne adeta bir fotoğraf karesi gibi. Özenle çekilen sahneler filmin aksiyon ve tarih kokan atmosferine katkı sağlamıştır. Göz kamaştıran görüntüyle birleşen başarılı müzikler hikâyeyi başarılı bir şekilde yansıtmaya yardımcı olmuştur.

Filmdeki dövüş sahneleri oldukça doğaldır. Lorraine’in yakın dövüşteki uzmanlığı filmin genel havasına uyumludur. Charlize Theron bu filme hazırlanmadan önce yakın dövüş eğitimi konusunda kendini epey geliştirmiş gibi görünüyor. Öyle ki dövüş sahnelerinde adeta yıllarca ajanlık yapan biri gibi dövüşüyor.

Genel olarak baktığımda güçlü bir hikayeyle karşı karşıya olduğumuz söylenebilir. Lorraine, bu görev sırasında korkusuzca hareket eder. Karşılaştığı her kötü durumu ustalıkla çözüme kavuşturur.

Yönetmenin Machiaevelli’ye ve Tarkovsky’nin Stalker filmine gönderme yapması, Atomic Blonde filminin edebiyat düşkünlerinden ve sinemaseverlerden tam puan almasını sağlayabilir. Gönderme yaptığı her şeyin bir sebebi olması da yine hikâyenin ne kadar güçlü olduğunu ispatlıyor.

Filmin sonlarına doğru senaryonun tamamen değişmesi izleyenleri şaşırtacaktır. Bu durum hikâyenin inandırıcılığını hafiften zedelese de usta oyunculuklar, sağlam sinematografi ve kullanılan müziklerle bu açık kapanıyor.

Atomic Blonde filmi, inandırıcı hikâyesiyle kendini izlettiren, güçlü oyuncuları, başarılı sinematografisi ve müzikleriyle göz kamaştıran yapıya sahip bir film olmuş. Klasik ajan filmlerinden sıkılanlardan için şahane bir alternatif sunmuş bize David Leitch. Bize de filmi izlemek düşüyor.