04.05.2016

AUFF: Festival Günlükleri – 2 –

ankfest

Ich und Kaminski

Genç ve hırslı bir gazeteci ile ünlü ressamın bu yolculuğu insana dair çok güzel doneler ve söylemler barındırıyor. Daniel Bruhl’un yine parladığı yapım, yönetmenin kurmaca tekniği ve bunu yaparken oluşturduğu geçişler ile dinamik bir hava kazanıyor. Küçük bazı numaralarla da filmin gücünü artıran yönetmen merak uyandırmayı da başarıyor. Filmin ortalarındaki diyalog fazlalığı dolayısı ile oluşan bocalama dışında gayet eğlenceli bir film. Festivalin de aynı zamanda en iyilerinden biri konumunda.

As One

Birmiş Gibi adıyla karşımıza çıkan Filipinler filmi, gerçek bir hikayeden, gerçek mekan ve gerçek oyuncular ile harmanlanarak oluşturulmuş. Bir fırtına ve sonrasındaki hayatta kalma çabasını anlatıyor. Yönetmenin ilk uzun metraj deneyimi olmasına rağmen çok güçlü bir dili, gayet sağlam bir sinematografisi ve esas mesleği olduğu üzere etkileyici bir kurgu gözü var. Bunların yanı sıra insanları birleştirici yönü olarak din, okul ve mücadele kavramlarını işleyen yönetmen, ilk projesinden alnının akıyla çıkıyor ve festivalin güzel sürprizlerinden biri oluyor.

Misafir

Yeşilçam kodlarına yakın duruşu, karakter oluşumlarındaki netlik ve oyunculuklar performansları ile gayet şık bir iş olmuş Misafir. Bazı yönetmenlerin birkaç konuyu birden aynı potada eritmek için yola çıkıp başaramadığını da nispeten başardığı diyebiliriz. Eski, ana akım sinem sevenler keyif alacaktır. Tabii ajitasyon, bazı karakterlerin fazla iyi oluşu ve hikayenin son durağı kaçırması gibi nedenlerle  beğenmeyenler de olacaktır. Beklentiyi çok yüksek tutmadan izlenilmesi beğeni dozunu artıracaktır. Müzikler ise başka bir tat verecek kadar güzel seçilmiş.

Melekleri Taşıyan Adam

Cansel Elçin’in filmi Yeşilçam kodları üzerinden ilerliyor ama bir Kasap Havası olamıyor. Büyükşehir’e gelen çaresiz genç kendini bir suç olayının ortasında bulur, suskunluk neticesinde yeni bir iş kapar, imkansız bir aşka düşüp bir hayat kadınına aşık olur ve ona nedense pek güvenir. Defalarca kez izlediğimiz bu hikayede tek fark var; biraz daha fazla İstanbul güzellemesi ve karakterlerin çok daha kötü oluşu. Yönetmenin deyişi ile İstanbul’un kötü yanını göstermek istemesi. Bunları yaparken senaryoyu en basit kalıplar ile oluşturması en büyük dezavantajı.