12.06.2018

Ayin: “Yeni Jenerasyonun The Exorcist’i” Değil

Beklenti Kurbanı

The Babadook, It Follows, Don’t Breathe, Raw, The Witch… Belli bir kesime göre bu filmlere Under the Shadow, Goodnight Mommy, The Girl with all the Gifts eklenebilir. Son 5 yıla sığan bu yapımlar, iyi örneklerine nadir rastladığımız (ya da “korku eşiği yükselen günümüzün sinema izleyicisini tek tük tatmin edebilen” de diyebiliriz) korku sinemasına yeni bir soluk getirdi. Dünyanın herhangi bir festivalinde gece yarısı kuşağında galasını yapan bu yapımlar teknolojinin de katkılarıyla dalga dalga tüm dünyada korkuseverlerin merak konusu oldular. Yukarıda bahsettiğim filmler için yapılan övgülerin ortak ve en önemli noktası ise aldıkları yorumların organik olmalarıydı. Son dönemin “büyük ses getiren” korku janrı örneklerindeyse sesler filmden çok daha önce gelmeye başladı. Gişe kaygısı, ödül sezonu hedefi, yönetmene destek, yapım şirketinin etkisi vb. sebepler… Yaratılan bu hype izleyicinin beklentisini öyle bir arttırdı ki bir süre sonra filmi sevenler ve sevmeyenler olarak kutuplaşma kaçınılmaz oldu. Örneğin Get Out, A Quiet Place ve son olarak Hereditary.

Timeout’un “Yeni jenerasyonun The Exorcist’i”, The Playlist’in “Korku sinemasında son 50 yılın zirvesi” olarak yorumladığı Hereditary’i (Ayin) nötr bir gözle izlemek imkansızlaşıyor haliyle. Ortalamanın üzerinde bulduğum, hele bir ilk film olduğunu da düşününce iyi bir yönetmenlik içeren filmden tatmin olmadan çıkmamın tek suçlusu bu yüksek dozda hype. Moda haline gelen bu kampanyaların sona ermesini dilemekten başka elden bir şey gelmiyor.

Aile İçi Gerilimi Mükemmel İşliyor

31 yaşındaki ABD’li yönetmen Ari Aster ilk uzun metrajıyla izleyicinin karşısında. Filmin aynı zamanda senaryosuna da imza atan Aster, korku ve dramı aynı potada eritiyor. Annie karakterinin (Toni Collette) annesinin ölümünün ardından başlayan film bu ölümün Annie ve ailesi üzerindeki etkilerini ağır ağır işliyor. Kızı Charlie ile annesi arasındaki ilginç bağ Annie’yi huzursuz ediyor. Film her anında aile bireyleri arasındaki bu güvensizliği bize yansıtıyor. Tüm bu gerilimin ardındaki ana hikaye ise final bölümünde (maalesef) yüzümüze çarpıyor.

*Yazının buradan sonraki bölümü spoiler içerir

Hereditary’i iyi bir gerilim filmi yapan birkaç önemli unsur var. Bunların en heyecan vericisi ise türün en bilindik ezberlerinden birini bozması. Anneannesiyle mistik bir ilişkisi olan, fiziksel özellikleri nedeniyle dışlanmış ve soyutlanmış Charlie karakterinin korkunun kaynağı olarak kullanılması defalarca karşımıza çıktı. Ari Aster, hiç beklenmedik bir anda ve gayet sıradan bir sebepten Charlie karakterini öldürmeyi seçiyor. Bu seçim sonrası filmin pusulası bir anda evin büyük oğlu Peter karakteri oluyor. Aile içindeki gerilim, Peter ve Annie’nin Charlie’nin ölümünden duyduğu suçlulukla yeni bir boyut kazanıyor. Masa etrafında yemek yiyen aile fertleri dahi bir gerilim ögesine dönüşüyor. Annie’nin uyurgezerliği, Peter’ın gördüğü halüsinasyonlar da bu doğal gerilimi besliyor.

Bir diğer olumlu faktör ise teknik unsurlar. Filmde hatrı sayılır yeri olan Annie’nin yaptığı minyatürlerde, ailenin geçmişine dair detayları öğreniyoruz. Filmdeki ses kullanımı da korku objesi olarak oldukça başarılı. Kullanılan kamera açıları ve özellikle oyunculuklar, türün kabul gören standardına göre çok iyi seviyede. Burada kredi son yılların gözde yapım şirketi A24‘e gidiyor sanırım. Bağımsız sinemaya yakınsayan doğal oyunculuklar ailenin yaşadığı travmanın etkisini kuvvetlendiriyor. Özellikle Toni Collette, performansıyla hem çocuğunun yasını tutan bir anne hem de gece başınıza dikilen uyurgezer bir ölüm meleği olmayı başarıyor.

Süreç Finalden Daha Değerli 

Dram-gerilim dozunda ilerleyen filmin finali Hz. Süleyman’ın yazdığı iddia edilen Goetia kitabında yer alan 72 ruhtan biri, Kral Paimon’a çıkıyor. Annie’nin annesinin Kral Paimon’ı hayata döndürmeyi amaç edinen bir tarikatın üyesi olduğunu görüyoruz. Paimon’un ruhunun geçici olarak Charlie’nin bedeninde muhafaza edildiğini ve Peter’ın film içindeki ön plana çıkışının rastlantıdan çok Paimon’a dönüşümü için geçirdiği süreç olduğunu öğreniyoruz.

Tüm bu Goetia kitabına verilen referanslar, cin çağırma sahneleri filmin doğal geriliminin yanında sırıtıyor. Filmden önce bu referansa dair hiçbir bilgim yoktu ancak öğrendiklerimin ardından yeniden izlesem arkada işleyen ana öykünün etkisinin değişeceğini sanmıyorum. Ruhani varlıklara dayanan sayısız korku filminde önümüze düşen benzer sahneler filmin kendi koyduğu yüksek çıtayı aşamamasına sebep oluyor. Hiç böyle bir yola sapmasa anne – oğul arasındaki ilişki üzerinden psikanaliz okumaya açık olacak film bu kapıyı kapatmayı seçiyor.

Hereditary korku sinemasına dair özgün, heyecan verici detaylar barındırmasına rağmen ana hikayesiyle bu potansiyeli baltalıyor. Geniş ama kasvetli o evde yaşayanların arasındaki ilişkinin ötesini görmemek çok daha gerçekçi ve korkutucu olabilirdi.