30.05.2017

Bakir Dev: Küçük Bir Şehirde Kocaman Bir Çocuk

Voksne Mennesker (Dark Horse) filmi ile sinefillerin hafızasında ve gönlünde yer eden İzlanda’lı yönetmen Dagur Kari’nin son filmi Fusi (Türkçe adıyla Bakir Dev) İstanbul Film Festivali vesilesiyle seyirciyle buluştu. Yönetmenin beşinci uzun metraj filmi olma özelliğini taşıyan Bakir Dev , filme adını veren Fusi adlı bir adamın hayatına odaklanıyor.

Kırk üç yaşındaki Fusi’nin hayatı boyunca hiç kız arkadaşı olmamıştır ve annesiyle beraber yaşamaktadır. Havaalanındaki monoton işinden arda kalan zamanlarda ise evinde özel olarak ilgilendiği hobi oyuncaklarıyla oynamaktadır. Yaşadığı bölgenin insanı hapiste hissettiren ruhsuzluğuyla kendi çapında mücadele yöntemleri geliştirmiştir. Arkadaşıyla beraber savaş stratejisi oyunu oynamak, Çin lokantasına gitmek ve arabayı sahile çekip radyodan şarkı isteği yapmak üçgeninde sürdürmektedir sosyal hayatını. Evlerine yerleşen annesinin sevgilisi, apartmana taşınan küçük kız ve dans kursunda tanışıp duygusal bir yakınlık kurduğu Sjöfn, olumlu ve olumsuz yanlarıyla Fusi’nin hayatını bir nebze olsun değiştirirler.

Fusi’nin iri yapısını ve sempatik tavırlarını göz önünde bulundurursak kendisi için kocaman bir çocuk tanımlaması yapabiliriz. Annesiyle yaşaması ve hiç kız arkadaşı olmuş olmaması durumu yönetmen tarafından Freud’yen analizlerle değil, daha somut ve mizahi bir anlatım biçimiyle desteklenmiş. Yaşadığı kasaba, karakterin yalnızlığını kuvvetlendiren bir dekor olarak kurulmuş adeta. Filmin tamamının birkaç mekanda geçmesi de Fusi’nin yaşadığı hayatın monotonluğunu vurgulayan bir diğer durum.

Bolca mizahi durumu içinde barındıran film, hüzün duygusuna da oldukça yer veriyor. Kara komedi değil fakat komedi ve dramın oldukça doğal bir biçimde harmanlandığı bir film. Fusi’nin dans kursunda tanıştığı Sjöfn ile arasında geçenler, karakterimizin durağan hayatından sıyrılması ve kararlar vermesi konusunda etkili olurken, yine aynı durum kendisini duygusal açıdan yoruyor. Bize de karakterimiz için endişelenmemiz ve ona acımamız için çokça neden veriyor bu durum. Dagur Kari, durağan bir çizgide ilerleyen bir hikayenin nasıl sürükleyici bir filme dönüşebileceğini kendine has üslubuyla gösteriyor. Film, küçük bir şehirdeki küçük hayatların kalabalık sinema salonlarına sızarken, kalabalık seyircilerin her biri yoğun duygular biriktiriyor içinde. Dünya için çok küçük, kendisi içinse çok büyük adımlar atmak üzere olan Fusi’nin yaşadığı bütün karar süreçleri, hayatını baştan şekillendirecek kadar güçlü etkiler bırakıyor kendisinde. Tıpkı filmden çıktığımızda filmin bizim üzerimizde bıraktığı etki gibi…