04.06.2017

Bambaşka: Engel, Aşk’a Engel mi?

Bambaşka

Doğa, hayat dolu, üniversiteli genç bir kızdır ve başına gelen trajik kaza sonucu; omurilik felci geçirerek belden aşağısının hissini kaybeder. Bu travma sonrası yaşamı tamamen değişen ve hayata olan heyecanını kaybeden Doğa, Yiğit ile tanışır ve onun sayesinde hayata tekrar tutunmayı dener. Yiğit, nişanlısı tarafından aldatılmış medyatik bir oyuncudur ve o da yaşadığı bu ruhsal yıkımı atlatmak istemektedir. Birbirlerine tutunan Yiğit ile Doğa’nın gerçek aşk ve huzurlu bir hayat için verecekleri tek savaş: Bedensel engelli bir insan ile bedensel engeli olmayan bir insanın birlikte yaşayabilme mücadelesi olacaktır.

Yapımcı ve Senarist (Bülent Aydoslu):

Bu projenin amacı şüphesiz; sinemanın güçlü bir iletişim aracı olma özelliğini kullanarak ciddi bir sosyal sorumluluğa dikkat çekmektir. Biliyoruz ki: Hepimiz birer engelli adayıyız. Hayatın gerçekliği içerisinde başımıza her an, her şey gelebilir. Hayatımız bir anda değişebilir ya da bir engellinin hayatına girdiğimizde onun hayatındaki her şeyi değiştirebiliriz. Vereceğimiz kararların hayatları, kelebek etkisiyle, nasıl değiştirebileceğini anlatmak istediğimiz ve toplumsal olarak hassas olmamız gereken konulara detaylı vurgu yaptığımız bir hikâye bu…

Yönetmen (Bahadır Abşin):

Çoğu insanın sadece kendi rahatını ve yine kendi dünyasını düşünüp hareket ettiği, bencilliğin hüküm sürdüğü bir çağda yaşıyoruz. ‘Bambaşka’ filminin hikâyesi, aslında tam da bu noktada beton dökülmüş vicdanları, belki bir iğne etkisiyle, çatlatıp kendi çapında duyarlılık ve farkındalık yaratmayı amaçlıyor.

Filmimiz izleyicisine Fethiye ve İzmir arasında geçen bir aşk hikâyesini anlatırken güçlü bir sinematografi ile estetik görüntüler sunacak. Ayrıca yeni neslin özellikle sosyal medyada tükettiği, beğendiği ve paylaştığı romantik görselleri, bambaşka bir aşk hikâyesi içerisinde, yaşayan sahneler olarak görebileceğiz. Filmin bu büyülü atmosferinde anlattığımız hikâye, her ne kadar romantik ve keyifli olsa da; yaşanan durumlar hayatın gerçekliğini hatırlattığında izleyici aradığı dramatik etki ile yüzleşecektir. Özellikle simgesel anlatımlarla temellenen ortak acılarımız ve duygu durumlarımız bizi o sanal dünyanın içinden kendi ruhumuzun ve yaşanmışlıklarımızın dehlizlerine sürükleyecektir.

Gerek sistemin gerekse kapitalizmin yarattığı ve dayattığı birey tipi, kendi sorunlarının ve travmalarının ütesinden, kendi başına, gelebilmekte beceriksiz ve tembeldir… Bu tembelliğinin bedelini genellikle çok başka ve günahsız insanlar ödemektedir. Bizim filmimizde de hayat dolu genç bir kızın yaşadığı kazadan dolayı engelli durumuna düşmesi ve hayata tekrar tutunma umudu anlatılmaktadır. Buradaki kurtuluşun ve yeniden doğuşun temelinde tabi ki ‘aşk’ vardır. Ancak aşk, yine günümüz gerçekliğinin içinde paramparça olmaya mahkûm eski bir duygu olarak kalacaktır. Çünkü insan artık bencildir ve kendi yaralarını dağlamak için başkalarının hayatını yok eder, onların hayatlarına engel olur. Ben bu sorunsala, anlatıyı kurarken ve filmin alt metnini oluştururken; “kimsenin ve hatta engellinin hayatına engel olma” önermesiyle dikkat çekmek istedim. Söz konusu bencillik ve beceriksizlik, bu hikâyede, hayatı normalleşmiş engelli bir kızın hayatına engel olacaktır. İzleyici elbette yeni bir aşkın doğuşunu, en mutlu anlarını, heyecanlarını, iniş ve çıkışlarını melodram türünün kodlarıyla görüp duygusal olarak etkilenecektir. Ancak filmin geneline yansıyan çaresizliğin ve olaylar dizisindeki dramın duygusal etkisi daha derin olacaktır. İşte tam da burada sinemanın temel anlamsal malzemesi olan insan ve insana ait ilişkilenmelerin ortasından, üzerine basarak ve gerçekliği yüzümüze vurarak, geçeceğiz.