30.05.2017

Before I Disappear

2013 yılında en iyi kısa film Oscar’ını alan Curfew’in uzun metrajlısı olan Before I Disappear, kısa filmin yan hikâyeler ve altı doldurularak oluşturulmuş versiyonu olarak açıklanabilir. Filmin senarist, yönetmen ve aynı zamanda başrolü olan Shawn Christensen, Curfew ile getirdiği ses ve başarıdan sonra eldeki bütçenin de artmasıyla böyle bir yola gitmiş. Filmdeki iki ana karakter aynı kalsa da (Sophia ve Richie) yan hikâyelerin de eklenmesi sonucu olarak filme Emmy Rossum (Shameless), Paul Wesley (The Vampire Diaries) ve Ron Perlman (Sons of Anarchy) dâhil olmuş. Tüm bu bütçe artışı, cast desteği ve yan olayların eklenmesinin sonucunun filme olumlu yansıdığını söylemek pek de kolay değil.

Christensen, kısa/uzun metrajda da aynı hikâye üzerinden hareket ediyor. İntihar etmeye karar veren Richie’nin bileklerini kesip küvette ölümü bekleyişiyle açılıyor Curfew. Telefon çalar, kız kardeşi 1 günlüğüne yeğeni Sophia’ya bakmasını ister ve Richie “fark etmez, yarın ölürüm” dercesine kabul eder ve film başlar. Yaklaşık 20 dakika boyunca Richie – Sophia ikilisinin birlikteliğini sade ama etkileyici bir şekilde yansıtan film, finalde de Richie’nin kız kardeşi Maggie’yle yüzleşmesiyle noktayı koyuyor. Her sahnede görebileceğimiz karanlık, loş bir ortam ve kırmızı tona verilen ağırlık bizi Richie’nin karamsar iç dünyasının ve ölme isteğinin içine çekiyor. Filmin vermek istediği mesaj ise çok açık, “İnsanın kayıtsız kalamayacağı tek olgu sevgi ve ailedir.”

Before I Disappear’da ise Curfew’deki boşluklar belli ölçüde doldurulmaya çalışılmış. Richie’nin intihar nedeni borç batağı, çalıştığı yerde tanık olduğu olay ve daha da önemlisi düştüğü imkânsız aşk çıkmazıyla açıklanmış. Maggie karakterine de daha çok yoğunlaşılarak neden yıllardır konuşmadığı kardeşini aramak zorunda kaldığına değinmiş Christensen. Eksik parçaları doldurma çabası çok kötü olmasa da bunu yaparken Curfew’in sade bir hikâyeye rağmen bu kadar ses getirmesini sağlayan estetiği es geçmiş. Filmdeki vurucu sahnelerin neredeyse hepsi Curfew’den kalma. Üstüne çok da fazla bir şey eklenmemesinin yanında Sophia karakterini canlandıran Fatima Ptacek’in iki film arasındaki yaş farkı ve fiziksel gelişimi nedeniyle sahnelerinin etkisinin azaldığı bile söylenebilir. Tabii bu olumsuz durum Curfew ile (haliyle) karşılaştırma yapılınca ortaya çıkıyor. Yoksa sadece Before I Disappear penceresinden bakarsak, filmde yeterince akılda kalıcı sekans var.

Filmlerin bu kadar beğenilmesinde etkileyici sahneleri kadar oyunculuklar ve müzikler de etkili. Hem yönetip hem oynayan Shawn Christensen hayatının sonuna gelmiş insanın boş vermişliğini çok iyi yansıtıyor. Curfew’de 9, Before I Disappear’de 11 yaşında olan Fatima Ptacek de iki filmdeki yaşının üstündeki oyunculuğuyla şimdiden en çok gelecek vaat eden aktrisler arasında. Filmin müzikleri de kusursuz ve her sahne, diyaloga özenle yerleştirilmiş. Özellikle bowling sahnesinde çalan “Sophia, So Far” şarkısı sahneyle birlikte filmin en akılda kalan parçası ki şarkı da yönetmen Shawn Christensen’in grubuna (evet, müzik de yapıyor) ait.

Before I Disappear, esinlendiği Curfew’le karşılaştırıldığında daha vasat bir yapım gibi gözükse de bağımsız düşünürsek oldukça kaliteli bir film. Geleceğin yıldızlarından Fatima Ptacek, ilerde büyük işler başarabilecek bir yönetmenin ilk filmi ve sanat eseri niteliğindeki sahneleri için izlenmesi gerekir.