29.05.2017

VİZYON DIŞI: Beyaz Fil

.Peder Carlos Mugica’nın gerçek hikayesinin gölgesinden yola çıkan Elefante Blanco, meramını iki kurgu karakter üzerinden anlatıyor.

Bunlardan ilki olan Peder Julián, açık bir İsa alegorisi ve hristiyanlığın önplana çıkarıp kutsadığı “fedakarlık” kavramını temsil ediyor.

Açılış sahnesinde masada “ölü gibi” yatan Julián’ın kafasına Romalı askerlerin İsa’nın başına geçirdiği “dikenli taç” misali bir maske yerleştirilir. Julián maske yüzünden çıkarıldıktan sonra hayata yeniden dönmüş gibi derin bir nefes alır ve aradından “diriliş”i canlandırırcasına doğrulur.

Peder Julián’ın, Nicolás’a –ölmek üzere olmasından ötürü- içinde bir öfkenin büyüdüğünü söylediği sahneyse akıllara İsa’nın ölümü beklerken umutsuzca göğe haykırdığı “Baba, beni neden terkettin?” sözlerini getiriyor.

Hasta olduğunu en yakınlarından gizleyen Julián’ın kendine has “Tanrım, onları bağışla, bilmiyorlar”ı ise son nefesinde bir katili (günahkarı) kurtarıp ona ikinci bir şans vermesidir.

Bu aşamada aklımıza takılan soru şu:

”Eğer Julián hasta olmasaydı, öleceğini bilmeseydi yine de bu fedakarlığı yapar mıydı ?”

Cevap önemsiz.

İsa’nın bile bile ölüme gittiği gibi kendi sonuna koşan Julián, artık halkın yeni tapınma aracına dönüşüp Carlos Mugica mertebesine yükseliyor.

İnanacak bir Mugica mucizesi arayan topluluğa bu kez Julián mucizesini veriyor. Kime tapıldığı önemli değil yeter ki tapınacak bir figür olsun. Pederin fedakarlığın ödülü budur.

beyaz fil

İkinci karakterimiz, Julián’ın (İsa) kendi eliyle seçtiği “halife”si, Peder Nicolás.

Nicolás , hristiyanlığa atfedilen bir başka önemli kavramın vücut bulmuş hali: “Kefaret”

Peder Nicolás, insanlar ölürken buna seyirci kalmış olmasının günahından arınmaya, hristiyanlık dininin filmdeki yansıması olan Beyaz Fil’e geldiği gece, bardaktan boşanırcasına yağan yağmurla başlıyor ve kefaretini daha önce yapamadığını yaparak, başka birinin yerine vurularak ödüyor.

İlk geldiğinde rahip yakalığını dahi takamayan adam, finalde bunun verdiği rahatlamayla beyaz fil’e huşu içinde bakıyor ve yeniden dua etmeye başlıyor.

Filmin güzel bir başlangıcı olmasına rağmen senaryo, bu yoğun sembolizmin esareti altında kalıp Peder Julián’ı o bilindik hikayenin ayak izlerinden götürmekten başka bir şey yapmıyor.

Kötü adam arayanların önüne domuzlar dediği polisleri (Roma askerleri), “kilise neden bir şey yapmıyor ?” diyenlerin önüne de iktidarsız bir ruhban sınıfını atıyor ama satır aralarında: “Onların da eli kolu bağlı, kötülüklerinden değil.” diyerek suçu devlete ve uygulanan politikalara atıp kaçıyor.

Bir Dünya metaforu olan gettoda yaşayan günahkar insanları Beyaz Fil’e çekme (Hristiyanlığa çağırma) görevi halefe kalırken bize de seyirci olarak: “Aslında bizim topraklarda bor var ama çıkarttırmıyorlar” temalı bu din propagandasını unutmak düşüyor.