25.06.2019

Beyaz Karga: Altın Kafesteki Beyaz Güvercin

Yazarın Film Puanı: 10/7

İçinde bulunduğumuz ve yaşadığımız hayatı gerçekten biz istediğimiz için mi yaşıyoruz acaba hiç düşündünüz mü? Hepimiz bir toplum içinde doğup büyüyoruz ve hayatımızı devam ettiriyoruz. İçinde yaşadığımız toplum yapısı kimi zaman dünya görüşümüzün tam tersi olabiliyor ve bu durumda bizleri adeta kapanın içinde tutan toplumdan kurtulmak için çaba harcıyoruz. Kurtulmak için harcadığımız tüm çabalar kimimiz için boşuna çırpınmaktan başka bir şey getirmese de kimimiz için yeni bir hayatın kapılarını açıyor. Geçtiğimiz cuma günü vizyona giren Beyaz Karga (The White Crow) filmi de işte tam bu konuyu işliyor ve aslen Tatar olan Sovyet balet Rudolf Nureyev‘in özgürlük isteyen hayatını konu edinerek dokunaklı bir biyografik hikâye sunuyor seyircisine. Kaleme aldığım bu yazımda sizlere film hakkındaki görüşlerimi paylaşacağım.

Dünya prömiyerini geçtiğimiz sene gerçekleştirilen Telluride Film Festivali’nde yapan film, ülkemizde ise ilk olarak bu sene gerçekleştirilen 38. İstanbul Film Festivali’nde seyirci ile buluşmuştu. Film, efsane balet Rudolf Nureyev‘in hayatını anlatıyor. Senaryosunu The Hours (Saatler) ve The Reader (Okuyucu) ile Oscar’a aday gösterilen senarist ve oyun yazarı David Hare‘in yazdığı ve son derece göz alıcı bale sahneleri içeren film, Nureyev’in Sibirya’da bir trendeki doğumundan gençliğine, eğitim aldığı yıllara değinerek 1961’de Paris Le Bourget havaalanında Sovyetler’den Batı’ya ilticasına kadar yaşamını ele alıyor. Filmde Sergei Polunin, Nureyev’in ev arkadaşı Yuri Soloviev rolünü üstlenirken yönetmen Ralph Fiennes de St. Petersburg’un en saygın dans hocası Puşkin‘i canlandırıyor.

SSCB: Soğuk Savaş’ın Demir Yüzü

1945 yılında II. Dünya Savaşı sonra erdiğinde dünyanın durumu yeni bir oluşumun ve düzenin geleceğini haberdar ediyordu. Savaş sonrası oluşan bu yeni düzen tarih kitaplarına Soğuk Savaş dönemi olarak geçecek ve yıllarca sürerek dünyanın adeta iki kutuplu bir şekilde anılmasına yol açacaktı.

ABD’nin başını çektiği Batı bloğu ile SSCB’nin başını çektiği Doğu bloğu, dünya üzerinde uzay, bilim, sanat, spor, kültür, ekonomi ve diğer birçok alanda rekabetin de bambaşka bir boyuta taşınmasına olanak sağladı ve tüm bu alanlarda kıyasıya bir mücadele gerçekleşti. Böylesine sert koşulların olduğu bir dönemde Rudolf Nureyev ismindeki bir baletin 1961 yılında Kirov Balesi ile birlikte Paris’e gittiğinde Fransa’dan sığınma hakkı istemesi de filmin hikâyesini ortaya çıkardı ve baskılarla dolu bir hayata biraz olsun tanık olmamıza olanak sağladı.

Zorluklar İçinde Geçen Bir Yaşam

Biyografi türündeki filmleri son derece severek izleyen biri olarak bu filmden de istediğim keyfi aldım diyebilirim genel anlamda. Filmden önce kendisi hakkında pek bir bilgim olmayan baletin hayatı, film boyunca seyirciye sunulan önemli noktalarla karakteri tanıma ve filmin son yarım saatine damga vuran kararının da nasıl şekillendiği noktasında son derece yardımcı oluyor seyirciye. Nureyev’in trende doğumundan başlayarak çocukluk ve gençlik yıllarına değinen ve bunu yaparken de hikâyenin üç ana koldan ilerlediği film, doğrusal olmayan hikâye akışına karşın filmin akıcı bir şekilde ilerlemesine engel olmuyor ve baletin dönem dönem yansıyan durumunu tüm çıplaklığı ile yansıtıyor.

Filmde 1961 yılında geçen olayların yer aldığı bölüm ve 1955 yılında Nureyev on yedi yaşında genç bir delikanlıyken geçen bölümler dönemin siyasi, toplumsal ve kültürel yapısına dair de önemli ipuçları sunarak Sovyetler’in özellikle de sanata ve sanatçıya karşı olan tutumunu görmemize olanak sağlıyor. Bu iki bölümün yanı sıra Nureyev’in doğumu ve çocukluğuna ait anlar da adeta zihinde yer edinen rüyalar ve hayaller misali daha parça parça bir şekilde ve diğer iki bölümden farklı olarak siyah-beyaz bir anlatımla sunuluyor. Soğuk Savaş’ın en sert geçtiği yıllarda dünyanın ve Sovyetler’in içinde yer aldığı durumu yer yer basit gibi görünen diyaloglar üzerinden ustaca vermeyi başaran film, Paris’teki sanat çevresi üzerinden Sovyetler’e karşı olan düşünceleri de açığa çıkarıyor.

Batı’nın Cezbedici Yüzü

Filmin geneli boyunca sık sık karşılaştığımız önemli bir detay ise son derece etkileyici bir şekilde kendine yer bulan bale sahneleri. Geçtiğimiz sene vizyona giren ve 1977 versiyonunun yeniden çekimi olan Luca Guadagnino yönetmenliğindeki Suspiria filminde olduğu gibi bu filmde de baleye hazırlık ve sahnedeki bale gösterisi filmin bütününde hiç de azımsanmayacak derece fazlaydı. Baleyle ilgilenmeyen bir sinema seyircisine dahi filmdeki tüm figürler oldukça hoş görünüyordu.

Filmde Nureyev’in içinde doğup büyüdüğü komünist Sovyetler Birliği ile Paris’te karşılaşmış olduğu kapitalist Avrupa ve oranın yaşam tarzı, yaşam ve düşünceler üzerinden başarılı biçimde aktarılarak Nureyev’in fikrini değiştirmesinde rol oynayan faktörü haklı çıkarıyordu. Filmin bir bölümünde Nureyev’in Paris’teki galeri ve müzelerde görüp saatlerce karşısında dikilerek kendi hayatından kesitler gördüğü yağlı boya tablolar ve sanat eserleri de kendisinin söylediği gibi onun sanatının mükemmelleşmesine katkı sağlayabilecek en önemli etkendi. Film boyunca Nureyev’in durumu adeta altın kafesinden uçamayan bir beyaz güvercine benziyor fakat filme ismini veren “The White Crow (Beyaz Karga)” lakabı da karakterin kişiliğini tam manasıyla karşılıyor ve final sahnelerinde kendini gösteriyor.

Artısıyla Eksisiyle

Filmin teknik detaylarına gelecek olursak göze batan olumsuz bir nokta yok gibiydi. İki saati biraz aşkın süresi filmin bazı noktalarında oldukça yavaşlayan temposundan dolayı seyirciyi biraz zorlasa da filmin geneline bakıldığında rahatlıkla izlenen ve özellikle son bölümü ile filmin büyük bir çoğunluğunda biriken Sovyet baskısının karakterin patlama noktasını aşması filmin o ağırlığını bir nebze olsun unutturmayı başarıyor. Görsel anlamda bale sahnelerinin yanı sıra işitsel anlamda bale için en önemli faktör olan müziğin de film boyunca seyirciye oldukça güzel bir dinleti sunması film için ekstra bir pozitif faktör olarak yerini alıyor. Bir dönem filmi olmasından dolayı dönemin Paris’i ve döneme ait kültürel, siyasi ve toplumsal detaylar ayrıntılı olmasa da işlenmeye çalışılmış. Genel hatlarıyla incelendiğinde ortalamanın biraz üzerinde olan film yine de şu anki halinden daha iyi olabilecek potansiyele sahip bir hikâye anlatımı ile aktarılabilirdi.