03.06.2016

Sinemanın B’si: The Haunted Palace (1963)

Nasıl ki Türkiye’de B film denince akla Çetin İnanç geliyorsa, yurt dışında da akla ilk gelen birkaç isimden biridir Roger Corman. 50’yi aşkın filmde yönetmenlik yapan, üçyüzü aşkın filmin yapımcılığını üstlenen üstadın, yetiştirdiği yönetmenleri de düşünürsek (ki Francis Ford Coppola bunlardan bir tanesidir), Hollywood sinemasına kattığı değer son derece fazladır.

H.P. Lovecraft’ın “Charles Dexter Ward Olayı” adlı öyküsünden uyarlanan, Edgar Allan Poe’nun aynı isimli şiirinden esinlenen The Haunted Palace (Perili Köşk) Arkham kasabasında geçen sıra dışı olayları konu alır. Korkulan bir büyücü olan Joseph Curwen, kasabalılar tarafından şatosundan çıkarılarak yakılır. Büyücü ölmeden önce yeniden dirilip intikam alacağına dair ant içer. Bu olayın 110 sene sonrasında Curwen’in soyundan gelen Charles Dexter Ward, kendisine miras kalan şatoyu görmek için karısı ile birlikte kasabaya gelir. Onun gelişi, hem kasabalıları, hem de kendisini değiştirir ve Curwen için (bir şekilde) yıllardır beklediği intikam zamanı gelir.

Perili Köşk bence Roger Corman filmografisinin en önemli ve en dikkat çeken örneklerinden biridir. Teknik açıdan belki de izleyebileceğiniz tüm B filmler içindeki en doyurucu film olabilir. Öncelikle yönetmenin film boyunca yarattığı atmosfer tartışılmaz derecede mükemmel. Kasabanın içindeki asla dağılmayan sis, filmin mistik yapısının temelini oluşturuyor. Uğuldayan rüzgar sesi, film boyunca çakan şimşekler ve şatonun içindeki gizli geçitler de bu temelin üzerindeki yapıyı sağlamlaştıran etmenler. Bunların yanında hem Joseph Curwen hem de Charles Dexter Ward’ı canlandıran Vincent Price, iç çatışma sahnelerinde karakter geçişlerini müthiş bir şekilde yansıtıp seyirciyi sürekli canlı tutan üstün bir performans sergiliyor. Filmin belki de tek ciddi eksisi zamanla dağılan konusu. Büyücünün intikam duygusu, bir şekilde tanrısal bir güce ulaşma duygusu ile kesişiyor ve sonuç olarak film, çeşitli zombilerden, yanan insanlardan ve yeniden dirilen ve kurban edilen kadınlardan oluşan bir karmaşaya dönüyor. Bir de “Daha iyi bir makyaj olsa keşke” diye iç geçiriyor insan tabii. Yine de bu detaylar, totalde filmin kendi zamanın ötesindeki başarısını zedeleyemiyor.

İzleyicilerinin hemen hemen hepsinden olumlu görüş alan, mekanları, ışık ve ses kullanımı, oyunculuğu ve görsel estetik anlayışı ile böylesine kaliteli bir B film bulmak oldukça heyecan verici bence. Vakit kaybetmeden izleyin. Sondaki Edgar Allan Poe şiirine dikkat…