08.04.2017

Big Little Lies: Sırlar ve Yalanlar

Sırlar ve Yalanlar

Şubat 2017’de başlayan HBO mini dizisi Big Little Lies, toplamda 1.5 ayı geçmeyen 7 bölümlük yayın süresine rağmen oldukça ses getirdi. Bunun ana sebepleri ise bir HBO draması olmasının yanı sıra yönetmen koltuğunda Dallas Buyers Club, Demolition, C.R.A.Z.Y. gibi filmlerin arkasındaki isim Jean-Marc Vallée‘nin, oyuncu kadrosundaysa  Reese Witherspoon, Nicole Kidman, Shailene Woodley, Alexander Skarsgård, Zoë Kravitz gibi isimlerin bulunması sayılabilir. 

Avustralyalı yazar Liane Moriary’nin aynı adlı popüler romanından uyarlanan dizi çoğunlukla kitaba bağlı kalmayı başarmış. Öncelikleri çocukları olan ailelerden kurulu bir bölge olan Monterey, California’da geçen Big Little Lies, düzenlenen bir konsept baloda işlenen cinayetin arkasında yatan sebeplere ve bu olayda özne olan tüm karakterlerin hayatlarına odaklanıyor. Bölgeye oğluyla birlikte yeni taşınan Jane Chapman (Shailene Woodley) karakteri üzerinden anlatılmaya başlayan öykü, Jane’in okulun ilk günü tanıştığı Celeste (Nicole Kidman) ve Madeline‘in (Reese Witherspoon) özel yaşantılarına da mercek tutmasıyla dallanıp budaklanıyor. Kurgusu “Katil Kim?” motivasyonuyla ilerlese de Big Little Lies bu gizemden çok merkezine aldığı kadınların hayatlarındaki ayrıntılarla değerli bir yapım.

Cinayet sonrası gerçekleşen sorgu anındaki diyaloglar ile okulun açılış gününden cinayet gecesine kadar yaşananların birlikte sunulduğu Big Little Lies, hikayenin çatısını üç kadın karakterin üzerine kuruyor. Farklı kişiliklere sahip olmalarına rağmen arkadaş olmayı başaran Madeline, Celeste ve Jane okulun ilk günü sınıfta yaşanan bir şiddet olayı sonrası Jane’in oğlu Ziggy’nin hedef konumuna getirilmesiyle daha da kenetleniyor. Biz de ölen kişi ya da katile dair ipuçlarını, sorgu anında Monterey’deki diğer insanların sözlerini de baz alarak, bu üç kadının hayatlarında aramaya başlıyoruz.

Madeline, oldukça mükemmeliyetçi bir kadın. Çocuklarının gelişiminden kendi başarılarına kadar her konuda en iyisini isteyen bu kadının kafasından bir türlü söküp atamadığı konu eski eşi Nathan’ın (James Tupper) onu terk etmesi. Çünkü Nathan yeni ailesiyle birlikte aynı bölgede yaşamakta ve hatta çocukları sınıf arkadaşı. Nathan’ın geçmişte yaptığı ve yapmadıklarına şimdi tanık olan Madeline bu duruma git gide daha çok kurulmakta. Diğer yandan büyük kızı Abigail’ın ergenlik çağında kendinden uzaklaşmasını da kabullenemeyen Madeline özel hayatındaki tüm bu kaosu sergileteceği kukla bazlı tiyatro oyunuyla unutmaya çalışıyor.

Celeste, geçmişte başarılı bir avukat olan ancak ikizlerin doğumundan sonra kendisini ailesine adamış biri. Eşi Perry (Alexander Skarsgård) ile yaşadığı gittikçe şiddetlenen ilişkisi onu hem bedensel hem de ruhsal olarak yıpratsa da Celeste bu duruma ses çıkarmamayı seçiyor. Madeline’in tiyatro oyununun sergilenebilmesi için eski günlerine dönüp avukatlığa soyunan Celeste, yavaş yavaş vazgeçtiği şeylerin farkına varmaya ve harekete geçmeye başlıyor.

Jane, yaşadığı tecavüzü kimseyle paylaşmamış ve o gece hamile kalması sonucu dünyaya gelen oğlu Ziggy ile Monterey’e yeniden bir düzen kurmak için gelmiş bir anne. Malum gecenin onu çok etkilemediğini düşünse de aslında Jane o geceden sonra karşı cinsle olan iletişimini bitirme noktasına getirmiş durumda ve ona tecavüz eden kişiyi gece kabuslarında görmeye devam etmekte. Madeline’le kurduğu arkadaşlık sonucunda ona kendini açmasıyla Jane o kişiyle yüzleşmeye karar veriyor.

Dizide yan karakterler de öylesine geçiştirilmeyip altı doldurulmuş ve yeterli karakter derinliği oluşturulmuş durumda. Okulun ilk günü yaşanan olayın mağduru Amabella‘nın annesi Renata kariyerinde geldiği nokta ve aile yapısıyla parmakla gösterilen bir kadın. Bu başarı zaman zaman onda kibre sebep olduğu kadar karşısındaki insanlarda da kıskançlığa yol açıyor. Celeste’in kocası Perry kurtulamadığı fantezisinden memnun olmasa da tutkularının esiridir. En büyük korkusu ise çocuklarının benzer bir şiddete maruz kalması. Madeline’in kocası Ed ise Madeline’in onu affedemediği eski kocası Nathan ile bir yarışa sürüklemesinden ve güvenilir, anlayışlı, risksiz bir erkek olmasının istismar edilmesinden sıkılmış durumda. Madeline’in eski eşi Nathan da ilk evliliğinde ve babalık deneyiminde yaptığı hataları yeni kurduğu yaşamında gidermek istemekte.

Dışarıdan şaşalı yaşamlarıyla her biri mükemmel hayatlara sahip, sevimli çocuklarını her şeyin önünde tutan ebeveynler olarak gözüken bu insanların yaşamları aslında büyük egolardan, saklanan sırlardan, kıskançlıklardan ve pişmanlıklardan kurulu. Küçük oğluyla Monterey’e taşınan Jane yaşamına sıfırdan başlamak ve onu hamile bırakan geceden kaçmayı isterken oğlu için iyi bir okul bahanesinin ardına sığınıyor. BDSM vari bir fetişizme sahip kocasından gördüğü şiddete rağmen imajı ve bu aşk/şiddet ilişkisinin verdiği tutku sebebiyle ayrılamayan Celeste ise kendini çocuklarını bu ayrılığın mağduru etmeme ile ikna ediyor. Madeline ise verdiği güç savaşlarında yer yer kızı Chloe’nin okuldaki popülerliğini kullanıyor. Sözde çocuklar için kurulan düzende mağdur edilen yine çocuklardır.

Dizi yaptığı şık finalle kadın dayanışmasına ve erkek şiddetine dair güzel mesajlar verse de Bonnie (Zoe Kravitz) karakterini bu eyleme iten motivasyonu işlememesiyle şaşırtıcı ancak havada kalan bir son yaptı. Bu sorunun cevabını ise kitaptan öğrenmek mümkün. Kitapta Bonnie de diğer karakterler gibi dışarıdan görünen rahat ve dingin yaşantısının aksine sorunları olan biri. Geçmişinde babası tarafından gördüğü istismar sebebiyle travma sonrası stres bozukluğu geçiren Bonnie’nin finalde Perry’nin kadınlara uyguladığı şiddeti görmesi onu bu eyleme itmiş olsa gerek.

Big Little Lies’ın kitaptan ayrıldığı birkaç diğer ayrıntıya da değinmek gerekirse… Doğal olarak dizi kitaptakinin aksine Avustralya yerine California’da geçiyor. Kitapta Madeline Joseph ile herhangi bir ilişkiye girmiyor hatta ortada bir kukla gösterisi dahi yok. Kitapta Jane ve Celeste diziye göre birlikte spora vs. giden çok daha yakın arkadaşlar. Kitapta Renata karakteri çok daha kısıtlı, kafeyi işleten ve Jane’in uzun süre sonra yakınlık kurduğu ilk kişi olan Tom ise daha kapsamlı bir rol üstleniyor.

Dizideki oyunculuklar genel olarak çok başarılı. Hatta Celeste’in psikologu rolündeki Robin Weigert dahi kısa bölümüne rağmen üstün bir oyunculuk gösteriyor. Özellikle Nicole Kidman ve Reese Witherspoon sergiledikleri performanslarla Emmy adaylıklarında şimdiden yerlerini ayırtmış gibi… Başta jenerik müziği olmakla birlikte dizide müzik kullanımı da harika. Tüm bunlar başarılı olunca daha önce kendini ispatlamış yönetmen Jean-Marc Vallée’nin de dokunuşuyla mini seri olmasına rağmen etkisi uzun süre unutulmayacak bir dizi ortaya çıkıyor.