09.02.2022

“Bir Daha İzlemem” Dediğimiz Filmler

Umur Çağın TAŞ

Anomalisa

Erkek ve heteronormatif bakış açısının esiri olmuş gibi dursa da Anomalisa, sevgiye, merhamete, sadakate bu kadar ihtiyaç duyarken bir taraftan da açgözlülüğüyle gününü gün eden biz fânilerin ipliğini pazara çıkaran filmlerden. O yüzden varoluşumuza dair kafama takılan her şeye böylesine derinden dokunmuş bir filmi tekrar izleyip kaybolmaktan, oturduğum yerde dert sahibi olmaktan çok korkuyorum.

The Danish Girl

Sadece düşünerek bile öfkelenmeme sebep olan The Danish Girl’den de ömrümün sonuna kadar kaçacağım. Neden trans karakterleri trans oyuncular canlandırmalı sorusunun kanlı canlı cevabı. Translığın sadece bir “performanstan” ibaret olduğunu iddia edecek kadar alçakça bir yapım. Terflerin favorisi J.K. Rowling’i savunan, Cabaret’nin West End’teki yeni versiyonunda utanmadan Emcee’ye can veren Eddie Redmayne’in buradaki performansı ve hatta varlığı için özür dilemesini çok isterdim.

Music From Another Room

Sinemaya sevdalanmama sebep olduğu için, çok da iyi bir film olmadığını bildiğimden, asla dönmüyorum Music From Another Room’a. Çünkü çok eminim büyünün bozulacağından. Tamamen şansa bırakılmış aşkı bayat, “beşik kertmesi” konseptinin batı versiyonunu her anlamda problemli bulacağımda neredeyse kesin. Bana sinema aşkı aşılamış uzak bir hatıra olarak kalsın işte bir köşede, uyanışımın baş kahramanlarından Jude Law’un yer çekimine karşı koyan bozuk parasıyla birlikte.