09.10.2018

Bir Reenkarnasyon Meselesi “Halef”

Burak ALICI

Halef, Murat Düzgünoğlu’nun üçüncü sinema filmi. Daha çok dizi yönetmeni olarak bilinen Murat Düzgünoğlu 2014 yapımı başrolünde Tansu Biçer’in olduğu “Neden Tarkovski Olamıyorum” filmiyle iyi eleştiriler almıştı. Belli bir tür üzerine eğilmeyen yönetmen, son filmi Halef’i sinemamızda pek göremediğimiz reenkarnasyon kavramı üzerinden kurarak abi kardeş ilişkisinin izini sürüyor.

Akıl mı Galip Gelecek İnanç mı?

Mahir (Muhammet Uzuner) matematik öğretmeni, babasının ölümünden sonra Adana’daki portakal bahçelerinin hasatı için annesinin yanına geliyor. Mahir’in çocuk yaşta ölen abisiyle aynı isimde olan Halef (Baran Şükrü Babacan) aynı köyde yaşıyor ve bir hastanede temizlik görevlisi olarak çalışıyor. Halef, Mahir’in ölen abisi olduğunu iddia ediyor, reenkarne olarak tekrar dünyaya geldiği söylüyor, eski hayatındaki yaşadıklarını bir bir anlatıyor. Yöre halkından Mahir’ in annesine kadar herkes kabullenmiş bu durumu (O bölgelerde reenkarnasyonun sıklıkla yaşandığı filmde sürekli belirtiliyor). Mahir ise yeni öğreniyor olayı, Halef’in abisi olduğuna inanamıyor bir türlü. Halef çocukken yaşadıkları olayları anlattıkça Mahir sinirleniyor duruma. Filmin ilk sahnesinden itibaren Mahir ve Halef arasındaki çekişme böyle başlıyor. Mahir’in abisinin nasıl öldüğünü hikâye açıldıkça öğreniyoruz. Yönetmen ölüm nedenini bize direkt vermeyerek iyi bir iş yapıyor. Hikâyeye bir gizem katıyor bu durum, seyircinin merakını diri tutuyor.

İstanbul’dan, mistik olayların yaşandığı köye gelen Mahir hikâyenin “akıl” tarafında, Halef ise “inancı ve kaderi” temsil ediyor. Mahir ve Halef ikisi de başrol, bir Mahir’ in hayatına yöneliyor kamera, bir Halef’ in yaşadıklarına. Yönetmen, bir akılla düşünmeye itiyor bizi, bir reenkarnenin olabileceğine inandırıyor. Kendi yaşantımızdaki gelgitleri film içinde görebiliyoruz. Aklın onay vermediğine inanılabilir mi, bu savaşı kim kazanacak? Neyin galip geldiği önemli değil aslında, akıl da önemli bir nebze inanç da, hayat devam ettikçe insan da sorgulamaya devam edecek şüphesiz.

İnsan Neye İnanır?

Mahir’in hayal sahnelerinde gerilim dozu iyi ayarlanmış, karakterin epilepsi krizi geçirdiği sahneler de kusursuz denilebilir. Halef’ in saf mı kurnaz mı olduğunu anlayamıyoruz, başlarda inansak da Mahir’ in ölen abisi olduğuna, sonlara doğru inancımızı sarsıyor yönetmen. Fakat gerilim dozu yükselmiyor filmin, karakter değişimleri yüzeysel kalıyor. İki karaktere ayrı ayrı odaklanmaya çalışırken karakterler derinlik kazanamıyor bir türlü. Bu noktada Mahir rolündeki Muhammet Uzuner’in etkileyici oyunculuğu ve genç oyuncu Baran Şükrü Babacan’ın Halef rolündeki inandırıcı oyunculuğuyla film kotarılmış diyebiliriz. Anne rolündeki usta oyuncu Güler Ökten’in sahneleri az kalmış bana göre. Hikâyede eksik kalan derinlik açısından annenin rolüne biraz daha eğilim gösterilseydi kuvvetli bir senaryo ortaya çıkabilirdi.

Film kuşkusuz çekim teknikleri, kullanılan semboller vs. ile Nuri Bilge Ceylan filmleriyle kıyaslanacaktır. Zaten ülkemizde bağımsız film çeken yönetmenler için NBC ile kıyaslanmamak mümkün olmadığından, bu konulara girmiyorum. Halef, reenkarnasyonun köklerine inmek yerine, bu durumun insanlar üzerindeki etkisine odaklanan bir film. Abi kardeş arasındaki ilişkilere, çatışmalara eğilerek aile, toplum, inanç kavramlarını sorguluyor. Neye, nasıl inanıyoruz, çevresel faktörler inançlarımızı değiştirebilir mi? gibi sorular yöneltiyor film bize. Perdede alışık olmadığımız bir konu izlemek istiyorsanız vizyondayken tercih edilebilir.