15.08.2017

Black Sea: Bir Denizaltı Gerilimi

Hande Kara

Kartal, Marley, İskoçya’nın Son Kralı ve Seninle Yaşıyorum filmlerinden tanıdığımız yönetmen Kevin MacDonald’ın son filmi Black Sea bu hafta vizyona girdi. Senaristliğini Utopia, Boss gibi televizyon dizileri ağırlıklı bir geçmişi olan Dennis Kelly’nin yaptığı Kara Deniz, bir denizaltı gerilimi.

Uzun süredir bir şirket için denizaltılarda çalışan Kaptan Robinson işini kaybedince, bir arkadaşı aracılığı ile yatırım bularak, yarısı Ruslar’dan oluşan bir ekip ile II. Dünya savaşı döneminde Naziler’den kalma ve şu an Rusya sularında bulunan batık bir Alman denizaltısını aramaya çıkarlar. İçi altınla dolu bu denizaltı, hem Robinson’un hem de diğer ekip üyelerinin hayatlarını kurtarmaya yetecek değerdedir. Ancak yola çıktıkları denizaltı tabii ki tam zamanında onları yarı yolda bırakmaya başlar. Ve tabii ki burada da devreye, insanoğlunun zor şartlar altında yaşama savaşları verirken, karakterlerinden beklenmeyecek hareketleri yapmaları ve paraya meylederek şeytana uymaları girer.

Klostrofobik tek mekan filmlerinin en büyük sorunu, seyircinin heyecanını diri tutmaktır. Bunun da yolu, gerilimin dozunu ayarlamak kadar, başarılı karakter yaratımından geçer. Tek mekandayken gözler o mekandaki karakterlere ve onların olumlu olumsuz gelişimlerine çevrilir.Black Sea de işte tam bu noktada çuvallayan bir gerilim örneği. Zira karakterlerin hiçbiriyle empati kurmamızı gerektirecek bir sebebimiz yok. Çünkü Robinson haricinde kimsenin nereden gelip, ne yaptığını, arkalarında nasıl bir hayat bıraktıklarını doğru dürüst bilmiyoruz. Robinson hakkında bildiğimiz de, yer yer flashback sahnelerle gördüğümüz, karısının bir başkasıyla evlenip onu bıraktığı ve on iki yaşındaki oğlunu göremediği.

Filme yönetmen ve yapımcı olarak imza atan MacDonald her ne kadar gerilimi yüksek tutmak için elinden geleni yapsa da, elinde karakterleri özensiz yazılmış bir metin tuttuğu için, heyecanımızı diri tutmayı başaramıyor. Evet ara ara, nefesimiz daralıyor, atmosferi hissedebilecek gibi oluyoruz ama, Jude Law’ın başarılı oyununa rağmen empati kuramadığımız klişe karakterler sebebiyle, filmin gelişimini ve sonunu tahmin etmemiz pek de zor olmuyor. Açıkçası Utopia gibi bir dizide parmağı olan bir senaristin, bu kadar üstün körü karakterler yazmış olması şaşırtıyor.

Yine de Jude Law’ın inandırıcı İskoç aksanı ile canlandırdığı sert lider karakterin hakkını verdiğini söylemek gerek. Keza Daniels rolüyle Scoot McNairy, Fraser ile Ben Mendelsohn, Reynolds ile Michael Smiley, Tobin ile Bobby Schofield ve Morozov ile Grigoriy Dobrygin de rollerinin altından başarı ile kalkan isimlerden.

Her şeye rağmen Black Sea, izlenemez bir film değil. Tek mekan gerilim filmi sevenler bir şans verebilir.