27.09.2018

BlacKkKlansman: Herkese Özgürlük

İrem Zeynep Karakaya

Inside Man, Malcom X, 25th Hour gibi başarılı filmlere imza atan Spike Lee, Cannes’a yirmi yedi yıl sonra BlacKkKlansman ya da bizdeki vizyon adı Karanlıkla Karşı Karşıya ile döndü. Suskun bir yanardağ gibi olan Spike Lee’nin bu film ile patladığını ve gençlik heyecanını ve kızgınlığını hala koruduğunu görebiliyoruz. Cannes’da bulunduğu süre boyunca başından çıkarmadığı “BLACK” yazılı şapkası ve yumruğunu havaya kaldırması düşüncemizi kanıtlanıyor.

Zenci haklarının beyaz perdedeki savunucu olarak geçen Lee bu film ile Amerika’da yaşanan ırkçılığı gözler önüne sermiş. Kurmaca ile arşiv görüntülerinin bir arada kullanarak geçmiş ile şimdiki zaman ile bir bağ kurmuş. Ve zamanın değişmesinde rağmen insanın içinde bulunan hislerin değişmediğini ve acı sonuçlarını göstermiş.

Otobiyografik romandan uyarlama

Film, 70’li yıllarda Colorado Springs’de Ku Klux Klan örgütüyle yaptığı telefon görüşmeleri yoluyla kendini örgüte bir beyaz üstünlükçü olarak tanıtarak sızmayı başaran zenci polis Ron Stallworth (John Davis Washington) ile Yahudi meslektaşı Flip Zimmerman’ın (Adam Driver) beş ay süren inanılmaz macerasını anlatıyor. Film, Ron Stallwort’un 2014 yılında yayınladığı otobiyografik romandan uyarlanmış.

Filmin konusunun ve işlenişinin yanı sıra geçişlerde kullanılan doğa manzaraları ile konuyu bölmekten ziyade sanki “Ben yine bir şeyler anlatacağım aklınızı toplayın” demiş yönetmenimiz. Film sürecinde çalan müziklerle ise girdikleri ortamın kapılarını sadece gözlerimize değil kulaklarımıza da açıyor.

Başına oranla sonunun daha güzel ve heyecan verici olduğunu söylemek mümkün. Filmin ikinci yarısında yaşananlar insanı şoke ediyor. Bir düğüm çözülüyor ve film bitecek diyorsunuz ama öyle olmuyor, bir sonraki sekansta aslında gizliden gizliye içimizde kalan bir düğüm daha çözülüyor.

Film içinde pek çok filme ve insana atıflar bulunuyor. Sanki bir film izlemekten çok aynı anda bir biyografi görüyoruz, tarih öğreniyoruz, yeni kişiler ile tanışıp unuttuklarımızı hatırlıyoruz.

Chorlatteville katliamının yıl dönümünde Amerika’da vizyona giren bu filme bir şans verilmeli, durgun geçen baş kısımlarına rağmen izleyeni tatmin eden sonu görülmeli.