02.05.2016

Blindless / İzlemek İçin 3 Neden

Blindness / Körlük (2008) seyretmek için 3 Neden

Fernando Meirelles’in 2008 Cannes Film Festivalinin açılış filmi.. Eğer şimdiye kadar seyretmediyseniz, yakalayıp seyretmeniz için 3 nedenim..

Öncelikle filmin hikâyesi ve senaryosu José Saramago’nun aynı isimdeki muhteşem ve güçlü romanı üzerine kurulmuştur. Benzer tüm filmlerde olduğu gibi, eğer romanı da henüz okumadıysanız, filmi seyretmeden önce romanı okumanızı şiddetle tavsiye ederim.. “Görmenin” ve “körlüğün”, “iyiliğin” ve “kötülüğün”, “ahlakın” ve “ahlaksızlığın” aslında -çoğu insan için!- nasıl sosyal koşullara bağlı olduğunu ve içinde bulunduğumuz şartlar tersine dönünce nasıl en iyimizin en kötü, en ahlaksızımızın en ahlaklı ve aynı şekilde; en zayıfımızın nasıl en güçlü, en iffetsiz olarak görünenin nasıl en iffetli ve karakterli çıkabileceğini en çıplak haliyle yüzümüze vurur. Roman da film de…

Öncelikle filmin hikâyesi ve senaryosu José Saramago’nun aynı isimdeki muhteşem ve güçlü romanı üzerine kurulmuştur. Benzer tüm filmlerde olduğu gibi, eğer romanı da henüz okumadıysanız, filmi seyretmeden önce romanı okumanızı şiddetle tavsiye ederim.. “Görmenin” ve “körlüğün”, “iyiliğin” ve “kötülüğün”, “ahlakın” ve “ahlaksızlığın” aslında -çoğu insan için!- nasıl sosyal koşullara bağlı olduğunu ve içinde bulunduğumuz şartlar tersine dönünce nasıl en iyimizin en kötü, en ahlaksızımızın en ahlaklı ve aynı şekilde; en zayıfımızın nasıl en güçlü, en iffetsiz olarak görünenin nasıl en iffetli ve karakterli çıkabileceğini en çıplak haliyle yüzümüze vurur. Roman da film de…

“Korku insanı kör eder, dedi koyu renk gözlüklü genç kız.. Haklısınız, gözlerimiz görmemeye başlamadan önce bizler zaten kör olmuştuk; korku bizi kör etmişti ve aynı korku yüzünden körlüğümüz sürüp gidecek..”

“City of God” ve “The Constant Gardener” filmlerinin dahi Brezilyalı yönetmeni Fernando Meirelles’in yönetiminde; kocası dahil yeni kör olan bir grup insanın içinde tek “gören” olarak kalan ve tüm dehşeti gözleri açık yaşayan doktorun eşi rolünde Julianne Moore, doktoru oynayan Mark Ruffalo, yaşlı adam rolünde Danny Glover ve etkileyici sesi, körlerin hapsedildiği akıl hastanesinde terör estiren zorba rolünde Gael García Bernal ile nefis oyuncu kadrosu.. (Politik yazar Saramago’nun kitaplarında hikayeler milliyetsizdir ve karakterlerin hangi ırk veya milliyetten olduğu belirsizdir.. Fiziksel detaylarına da fazla yer verilmez ve okuyucunun hayalgücüne bırakılır karakterlerin resmi çoğunlukla.. Film de kitaba sadık kalarak karakterlerine isim vermemiş; doktor, doktorun karısı, ilk kör olan adam, koyu gözlüklü kız, barmen yani üçüncü koğuşun kralı, küçük çocuk diye geçer tüm karakterler film boyu.. Hepsi isimsiz..)

“City of God” ve “The Constant Gardener” filmlerinin dahi Brezilyalı yönetmeni Fernando Meirelles’in yönetiminde; kocası dahil yeni kör olan bir grup insanın içinde tek “gören” olarak kalan ve tüm dehşeti gözleri açık yaşayan doktorun eşi rolünde Julianne Moore, doktoru oynayan Mark Ruffalo, yaşlı adam rolünde Danny Glover ve etkileyici sesi, körlerin hapsedildiği akıl hastanesinde terör estiren zorba rolünde Gael García Bernal ile nefis oyuncu kadrosu.. (Politik yazar Saramago’nun kitaplarında hikayeler milliyetsizdir ve karakterlerin hangi ırk veya milliyetten olduğu belirsizdir. Fiziksel detaylarına da fazla yer verilmez ve okuyucunun hayalgücüne bırakılır karakterlerin resmi çoğunlukla.. Film de kitaba sadık kalarak karakterlerine isim vermemiş; doktor, doktorun karısı, ilk kör olan adam, koyu gözlüklü kız, barmen yani üçüncü koğuşun kralı, küçük çocuk diye geçer tüm karakterler film boyu. Hepsi isimsiz…)

 

 

Patrick Süskind’in filme uyarlanan romanı “Perfume” gibi; pek çok eleştirmen ve yazar tarafından belki de -haksızca- zayıf bir uyarlama diye nitelendirilse de, Meirelles’in sanatçı gözü ile romanın kesinlikle başarılı bir teatral uyarlamasıdır.. Estetik detaylar çok güçlüdür; örneğin pek çok sahnesi Alman ressam Lucian Michael Freud’un tablolarından ilham almıştır... Akıl hastanesinde zorbaların tecavüzüne uğradıktan sonra bir yatağın üzerine atılmış orta yaşlı bir kadının pozu gibi; çıplak, mahvedilmiş ama yine de güzel..

Patrick Süskind’in filme uyarlanan romanı “Perfume” gibi; pek çok eleştirmen ve yazar tarafından belki de -haksızca- zayıf bir uyarlama diye nitelendirilse de, Meirelles’in sanatçı gözü ile romanın kesinlikle başarılı bir teatral uyarlamasıdır. Estetik detaylar çok güçlüdür; örneğin pek çok sahnesi Alman ressam Lucian Michael Freud’un tablolarından ilham almıştır. Akıl hastanesinde zorbaların tecavüzüne uğradıktan sonra bir yatağın üzerine atılmış orta yaşlı bir kadının pozu gibi; çıplak, mahvedilmiş ama yine de güzel.

Şimdiden iyi seyirler….